1 Ocak 2008 Salı

Yeni günler

YENİ bir yıla girdik; önümüzde yeni günler var. Görünen köy kılavuz istemiyor; yeni günler iyi ve aydınlık değil, kötü ve karanlık günler olacağa benziyor.

Beş yılın sonunda laik devlet yapısı her geçen gün daha çok kemiriliyor. Toplumsal yaşam bilinçli bir şekilde dinselleştiriliyor. İslamcı faşizmin ayak sesleri giderek yükseliyor. Sandık demokrasisi gibi bir ucube ile katılımcı demokrasinin pervasızca ırzına geçiliyor.

İşbirlikçilik, ihanet, gaflet diz boyu.

Şu hale bakın ki devletin memurlarınca yılbaşının bile dini yönden tartışma konusu yapıldığı bir dönem yaşıyoruz. Yılbaşı deyip geçmeyin; Cumhuriyet devriminin bir kazanımını tartışıyoruz. Şaka değil, Milli Piyango'nun haram olup olmadığını tartışıyoruz. Ortaçağ gömleğini giydirdiler, son provaları yapıyorlar!

Önderim Kemal Atatürk 'ün Bursa Nutku'nu yeni yıla girerken bir kez daha okurken devrimlerin güçsüz bırakılması durumunda, Cumhuriyeti korumak için bana verdiği görevi düşünüyorum ve "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır demeyeceksin" sözünün anlamını yerli yerine oturtmaya çalışıyorum.

Laik Cumhuriyetin polisi.

Laik Cumhuriyetin jandarması.

Laik Cumhuriyetin ordusu.

Laik Cumhuriyetin yargısı.

Önderim Atatürk, 75 yıl önce verdiği buyrukla beni, bana emanet ettiği ve artık benim olan bu büyük eseri korumak için elle, taşla, sopa ve silahla; neyim varsa onunla eyleme geçme yolunda görevlendirdiğine ve fakat ben hiçbir makam ve yetki sahibi olmadığıma göre, demek ki makam ve yetki sahipleri devrimlerin korunması için Atatürk'ün beklediği görevi gereğince yerine getirmemiş olabilir mi, diye düşünüyorum.

Olabilir mi?

Olamaz mı!

Yoksa oldu da bitmek üzere mi?

Şifre çoktan çözüldü. Şifre; türban.

Parola çoktan açıklandı. Parola; ılımlı İslam.

Şifre türban, parola ılımlı İslam.

Yeni yıl yeni umutlar demektir ama, yeni günlerinin daha kötü ve daha karanlık olacağı belli. Bir tek umut var onun da adı çoktan konmuş: Atatürk'ün verdiği buyrukla yeniden devrim, yeniden cumhuriyet!

İslamcı siyasetteki zeytinyağı formülü

SORU çok yalın: Ülkeyi kötü yönettiği halde AKP seçimlerde oylarını nasıl arttırıyor ve kötü gidiş karşısında zeytinyağı gibi nasıl üste çıkıyor?

Gülhan Elmas , İslamcıların zeytinyağı taktiğinin ayrıntılarını sıralıyor:

Eğitimde işler kötü ama bu AKP'nin değil, halka dayatılan laik eğitimin suçu.

Ekonomi perişan, ama bu AKP'nin değil, yeterince yeşil olmayan sermayenin suçu.

Adalet bozuk, ama bu AKP'nin değil, şeriat yasalarını uygulamayanların suçu.

Terör azdı, ama bu AKP'nin değil, teröriste sayın demeyenlerin suçu.

Sağlık çöktü, ama bu AKP'nin değil, üfürükçü yerine doktora gidenlerin suçu.

Din tarikatların oyuncağı oldu, ama bu AKP'nin değil, halifeliği kaldıranların suçu.

Güvenlik mafiş, ama bu AKP'nin değil, Amerikan karşıtlığı yapan ulusalcıların suçu.

Katılımcı demokrası işlemiyor, ama bu AKP'nin değil, demokrasinin suçu.

Tarım bitti, ama bu AKP'nin değil, anasını alıp da gitmeyen köylünün suçu.

Sosyal güvenlik iflas etti, ama bu AKP'nin değil, fitre ve zekât vermeyen laik kafaların suçu.

Yani; çürüme, iflas, parçalanma AKP'nin değil, bağımsız, laik, demokratik Türkiye'nin sonu."

Cihan

Faruk Yıldız: "Layık olmadığı yerde bulunanları sırtından atarak hak ettiği gerçek yere indiren asil at Cihan'ın ölümünden duyduğum üzüntüyü her iki kişiden biriyle paylaşıyorum."

Yağmur Ekim

2007 Türkiye'sinin fotoğrafı:

Ehliyetsiz alkollü ve kör bir sürücü yakalanmış.

Kömürcü

Avni Kurtuldu: "Vali ve kaymakam atamalarına, kamyonla kömür dağıtımı için E sınıfı ehliyet sahibi olma koşulu getiriliyor!"

Malum

Necati Yıldırım: "Kültür Bakanı, piyanist Fazıl Say'la kahvaltı etmiş. Malum takıyye: Biri söver, öteki över!"

Emir

Akif Kökçe: "Pakistan'da 'vur emri' verilmiş. Biz ise 'sat emri' aşamasındayız!"

- Huber Köşkü'nde pastırma yiyorlarmış...

"Kokusu, yurdu sarıyor!"

Deniz Som

Cumhuriyet

www.haberinyeri.net

Hiç yorum yok: