Derler ki anasıdır ayların Ekim... O kadar mı yalnız?... Belki acının ve hüznün... Başlayan ve bitenin... Umudun belki de... Kimbilir?...
Buza kesmiş bir sabaha uyandığında koca yaz, yanmaz mı dağ menekşesi,suyu damarlarında donmuş taze fidana?... Sonbahar ki kışa hazırlığın adıdır, hey canım gel dertleşelim zamansız ayrılığımıza...
Bu kez amansız bastırdı kış
Hazırlıksız yakalandık
Oysa nasıl da yanıyordu
avuçlarımız...
Nasıl da yanıyordu avuçlarımız, sıcak bir namluyu kavrar gibi... Nasıl yanıyor avuçlarımız,
alev saçlı bir çocuğun gülüşüne sarılır gibi... Ozan diyecek ki "toprak sıcak ve güzeldir"... Ne çıkar?
Ah yiğidim... bak işte yine Ekim'deyiz... Nasıl anlatılır şimdi karayemiş dallarına çöken kar?... Simdi nasıl anlatılır, toprağı yalnız tohuma açan kazma, kazmayı tohum için tutan el?... Yiğidim ki yaşamayı ölesiye sevmiştir, tohum diye saklamıştır onu toprak, ne çıkar? Ne çıkar ki yarın köy köy, yayla yayla çoğaltıp asmadıkça gülüşünü doruğuna Ilgazlar'ın?... Hey benim kıvır kıvır katmerleşen Mehmedim!... Kaç yıl oldu sen gideli, kaç ömür?... Kaç ay geçti sen gideli, kaç gün oldu, kaç gece?... Eylül'deki okul yolu karlıdır, üzerine Mehmet basmış izi kalmış ne çıkar?...
Uzunca bir şarkıysa söylediğimiz, bir notada es verilmiş, ne çıkar?... Sarkı devam ediyor... Sarkı devam edecek... Söylenecek!...
"Vurulurken hava soğuk olmasın" demiş Hıdır, "korkudan titriyor sanmasınlar"... Eminim Erdal da böyle, Veli de böyle demiştir... Ve bizim şarkılarımız bazen böyle söylenmiştir..."
VATAN UGRUNA TOPRAGA DUSEN BÜTÜN SEHİTLERE İTHAF OLUNUR.
www.haberinyeri.net
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder