BENCE bu "Herkes bir adım geri..." girişimi, daha çok AKP’yi kurtarma operasyonu.
AKP’nin hiddetinden çekindikleri için ve iktidara "Her şeyi berbat ettiniz, geri adım atın" diyemedikleri için... Yerinden kıpırdamamış olanları da içine katıp "Herkes bir adım geri" diyorlar.
Başka kim bir adım geri atacak?..
Bir adım olsun yerinden kıpırdatılamayan CHP mi?
AKP’nin adımlarını kolaylaştıran MHP mi?
Kayıp parti DSP mi?
Yaşar Paşam mı?..
Yüzde 60’ı zaten AKP’nin emrindeki medya mı?..
Böyle bir YÖK Başkanı ile üniversiteler mi?..
Senede bir-iki gün belki meydanlara dökülen, ama dizine vurmaktan başka bir şey yapamayan o yiğit aydınlık yüzlü kadınlarımızdan başka kim ileri adım atmış da, şimdi geri adım atsın...
*
Tango mu bu:
"Şimdi karşılıklı olarak birer adım geri..."
AKP’nin adım adım tüm devleti ele geçirdiğini ve laik cumhuriyet değerlerini ayakları altına alarak palas pandıras ölçüsüz adımlar attığını bilmeyen var mı?
Mustafa Kemal’in çizgisinde zar zor durmaya çalışan neredeyse bir azınlık ise düşmemeye çalışıyor, 85 yıl önceki yerinde...
Nasıl geri adım?..
Niçin?..
*
"Herkes bir adım geri" diyenler yine bir büyük hatanın adımını atıyorlar aslında:
Her şeye rağmen AKP’yi kurtarma adımı.
AKP; laik cumhuriyete, hukuka, rejime, çağdaşlığa karşı suç işlemişse "Herkes bir adım geri" diyerek onu kurtarmaya çalışmak... İktidar binbir türlü suç işlerken sessiz kalıp ama yargı yakasına yapıştığında onu kurtarmaya kalkmak...
Neyin nesi?..
Tuzu kuru olanlar; göz göre göre AKP’nin iktidarını sürdürmesini istiyorlarsa ve onunla dansı sürdürmekse niyetleri...
Çok sürmez...
Çünkü AKP sona geldi.
Bu bir tango ise...
Sondan bir önceki tangodur...
Bekir Coşkun
Hürriyet
www.haberinyeri.net
29 Mart 2008 Cumartesi
Müziğin erişilmez gücü
CHRISTIAN Lindberg... Dünyanın en ünlü tromboncularından biri.
İsveçli bu uçuk kaçık deha, aynı zamanda çok önemli bir bestekár.
Sanırım 2004 yılında bu ünlü virtüözü İstanbul’da Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda dinleme şansını yakalamıştım.
Sahneye koşarak girmiş, trombonunu sihirli bir ustalıkla çaldıktan sonra yine koşarak sahneden ayrılmıştı.
Bir de aklımda siyah güneş gözlüğü, yeşil pantolonu ve garip gömleği kalmıştı.
Lindberg konserini bitirdikten hemen sonra kuliste yangın çıkmış, yapılan anons üzerine apar topar salonu terk etmiştik.
Tam Lindberg’e uygun bir finaldi.
Akbank Oda Orkestrası’nın davetlisi olarak İstanbul’a gelen bu dáhi müzik adamı, bu büyülü kentten çok etkilenmiş.
O sırada üzerinde çalıştığı Trompet Konçertosu’nu İstanbul coşkusuyla tamamlayıvermiş.
Konçertosuna da "Akbank Bunka" (Bunka da Japonca bir sözcük) adını vermiş ve yapıtını dünyanın en iyi trompetçilerinden Ole Edvard Antonsen’e adamış.
* * *
Önceki gece de Antonsen’i izleme şansına sahip olduk.
Yine Cemal Reşit Rey’deydi bu nefis konser.
Şef Cem Mansur yönetimindeki Akbank Oda Orkestrası eşlik ediyordu ünlü sanatçıya.
Ole Edvard Antonsen, Lindberg’in "Akbank Bunka" sını çaldı.
Konçerto tıpkı bestecisi gibi çılgın ve uçuk.
Çağımızın dinamizmini, hızını, sabırsızlığını anlatıyor.
Bestecinin İstanbul’da tamamladığı ve Turkjazz adını verdiği son bölüm ise batı-doğu karışımı olan bu kentin renkliliğini yansıtıyor.
Konserde Haydn’ın ünlü "Sabah", "Öğle" ve "Akşam" senfonilerini dinledik.
Yine Haydn’ın nefis Trompet Konçertosu’nu da Antonsen çaldı.
Ama ne çalmak...
Önceki gece CRR’deki konser beni bir başka açıdan da çok mutlu etti.
"Akbank" adı klasik müzik dünyasının unutulmazları arasına girmişti.
Düşünün bundan böyle yıllar boyu, nesilden nesile Lindberg’in Trompet Konçertosu "Akbank Bunka" adıyla çalınıp anılacak.
Livaneli Şarkıları
ZÜLFÜ Livaneli... Çok yönlü bir sanat ve düşün adamı.
Yani bir değil, birçok Zülfü Livaneli var.
Ama bana sorarsanız Zülfü Livaneli’lerin en büyüğü, uluslararası besteci olanı.
Yeni çıkan "Dünya Solistlerinden Livaneli Şarkıları" albümünü dinlerken bir Türk olarak Zülfü Livaneli ile gurur duydum.
Albümdeki Zülfü Livaneli’nin unutulmazlar arasına girmiş ünlü şarkıları, dünya sanatçıları tarafından kendi dillerinde seslendirilmiş.
Kimler yok ki...
Amerika’dan Joan Baez, Jocelyn B. Smith, Yunanistan’dan Maria Faranduri, George Dalaras, Alkistis Protopsalti, Hollanda’dan Liesbeth List, İspanya’dan Maria Del Mar Bonet, Avusturya’dan Christina Zurbrügg, İtalya’dan Deniz Ünel ve London Symphony.
Bu albüm Zülfü Livaneli’nin unutulmaz şarkılarının dünya unutulmazları olduğunu ortaya koyuyor.
Zülfü Livaneli’ye ülkesine kazandırdığı bu onurdan dolayı sonsuz teşekkürler ediyorum.
Tufan Türenç
Hürriyet
www.haberinyeri.net
İsveçli bu uçuk kaçık deha, aynı zamanda çok önemli bir bestekár.
Sanırım 2004 yılında bu ünlü virtüözü İstanbul’da Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda dinleme şansını yakalamıştım.
Sahneye koşarak girmiş, trombonunu sihirli bir ustalıkla çaldıktan sonra yine koşarak sahneden ayrılmıştı.
Bir de aklımda siyah güneş gözlüğü, yeşil pantolonu ve garip gömleği kalmıştı.
Lindberg konserini bitirdikten hemen sonra kuliste yangın çıkmış, yapılan anons üzerine apar topar salonu terk etmiştik.
Tam Lindberg’e uygun bir finaldi.
Akbank Oda Orkestrası’nın davetlisi olarak İstanbul’a gelen bu dáhi müzik adamı, bu büyülü kentten çok etkilenmiş.
O sırada üzerinde çalıştığı Trompet Konçertosu’nu İstanbul coşkusuyla tamamlayıvermiş.
Konçertosuna da "Akbank Bunka" (Bunka da Japonca bir sözcük) adını vermiş ve yapıtını dünyanın en iyi trompetçilerinden Ole Edvard Antonsen’e adamış.
* * *
Önceki gece de Antonsen’i izleme şansına sahip olduk.
Yine Cemal Reşit Rey’deydi bu nefis konser.
Şef Cem Mansur yönetimindeki Akbank Oda Orkestrası eşlik ediyordu ünlü sanatçıya.
Ole Edvard Antonsen, Lindberg’in "Akbank Bunka" sını çaldı.
Konçerto tıpkı bestecisi gibi çılgın ve uçuk.
Çağımızın dinamizmini, hızını, sabırsızlığını anlatıyor.
Bestecinin İstanbul’da tamamladığı ve Turkjazz adını verdiği son bölüm ise batı-doğu karışımı olan bu kentin renkliliğini yansıtıyor.
Konserde Haydn’ın ünlü "Sabah", "Öğle" ve "Akşam" senfonilerini dinledik.
Yine Haydn’ın nefis Trompet Konçertosu’nu da Antonsen çaldı.
Ama ne çalmak...
Önceki gece CRR’deki konser beni bir başka açıdan da çok mutlu etti.
"Akbank" adı klasik müzik dünyasının unutulmazları arasına girmişti.
Düşünün bundan böyle yıllar boyu, nesilden nesile Lindberg’in Trompet Konçertosu "Akbank Bunka" adıyla çalınıp anılacak.
Livaneli Şarkıları
ZÜLFÜ Livaneli... Çok yönlü bir sanat ve düşün adamı.
Yani bir değil, birçok Zülfü Livaneli var.
Ama bana sorarsanız Zülfü Livaneli’lerin en büyüğü, uluslararası besteci olanı.
Yeni çıkan "Dünya Solistlerinden Livaneli Şarkıları" albümünü dinlerken bir Türk olarak Zülfü Livaneli ile gurur duydum.
Albümdeki Zülfü Livaneli’nin unutulmazlar arasına girmiş ünlü şarkıları, dünya sanatçıları tarafından kendi dillerinde seslendirilmiş.
Kimler yok ki...
Amerika’dan Joan Baez, Jocelyn B. Smith, Yunanistan’dan Maria Faranduri, George Dalaras, Alkistis Protopsalti, Hollanda’dan Liesbeth List, İspanya’dan Maria Del Mar Bonet, Avusturya’dan Christina Zurbrügg, İtalya’dan Deniz Ünel ve London Symphony.
Bu albüm Zülfü Livaneli’nin unutulmaz şarkılarının dünya unutulmazları olduğunu ortaya koyuyor.
Zülfü Livaneli’ye ülkesine kazandırdığı bu onurdan dolayı sonsuz teşekkürler ediyorum.
Tufan Türenç
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Hukuk ve guguk
EZBERLEME yeteneğimi yitirmek yüzünden Ankara Hukuk Fakültesi’ni terk etmek zorunda kaldığım için "hukuk"a pek meraklıyımdır.
Eksik kalmış "tahsil"imi 50 yıldır tamamlamaya çalışıyorum. Gerçekten çalışıyorum. Kimi Anayasa Profesörü arkadaşlarım, bazı meslektaşlarından daha iyi (!) olduğumu söylüyorlar hukuk işlerinde. Beni mi övüyorlar yoksa meslektaşlarını mı yeriyorlar, bilemiyorum.
Hürriyet Gazetesi Başyazarı Oktay Ekşi, 18 Mart 2008 tarihli ve "Bu Telaş Niye?" başlıklı yazısında, demokrasiyi savunur görünen "utanmaz, riyakár, müfteri, desisebaz, arkadan vuran" cemaatine Ceza Yasası’nın 277. ve 288. maddelerini hatırlatmıştı.
"Hukuk tutkusu" ile belirtilen maddeleri okudum ama aktarmak için 11 gün geç kaldım. Olsun, başka biri benim yaptığımı yap(a)maz nasıl olsa:
* * *
CEZA YASASI MADDE 277: "Bir davanın taraflarından birinin veya birkaçının veya sanıkların veya davaya katılanların, mağdurların leh ve aleyhinde, yargı görevi yapanlara emir veren veya baskı yapan veya nüfuz icra eden veya her ne suretle olursa olsun adı geçenleri hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs eden kimseye iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir. Teşebbüs iltimas derecesini geçmediği takdirde verilecek ceza altı aydan iki yıla kadardır.
CEZA YASASI MADDE 288: "Bir olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar savcı, hákim, mahkeme, bilirkişi veya tanıkları etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."
Yargıtay Başsavcısı’nın açtığı davayla birlikte başlayan ve halk şairinin "At eşşeğe eşşek ata garmangarış oldu" dizesinde simgelenen sözlü, yazılı ve zihinsel kargaşa, bazı Türkiye okumuşlarının, demokrasi geldi diye Beyoğlu’nda tramvay raylarına yatan haneberduştan daha iyi olmadığını kanıtladı. Gerçekten de 14 Mayıs 1950 seçimlerinde Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle özgürleştiğini kanıtlamak isteyen bir vatandaş, tramvayın önüne yatıp yol vermemişti. Günümüz demirkıratları da gazetelerde, televizyon ekranlarında hukuka ve yasalara karşı çıkarak, yargıyı "zan" altında bırakarak demokratik erginliklerini (!) kanıtlamaya çalışıyorlar. Yuhlar olsun!
* * *
Akşam yazarı Oray Eğin’i de 17 Mart 2008 tarihli yazısından dolayı 10-11 gündür kutlamak istiyordum. Kısmet bu yazıya oldu! Oray Eğin, "Diğer partiler kapatılırken Erdoğan ne yapıyordu?" sorusunu sormuş ve 1983 yılından bu yana kapatılan 20 kadar partinin listesini yayınlamıştı. Geç kaldım!
Hayatta "Hep bana Rab bana!" ilkesine tutunan "Müslüman" Başbakan, meğer siyasete girdiği 1983 yılından bu yana kapatılan siyasal partilerin hiçbiri için ağzını açıp tek kelime söylememiş. Solcu ve etnik partilerin kapatılmasına kılının kıpırdamamasını bir yana bırakalım, üstadı Sezai Karakoç’un "Diriliş Partisi"nin (iki kez seçime katılmadığı için) 1997 yılında kapatılmasını umursamamış bile. Böyle olur İslamcının demirkıratı!
Özdemir İnce
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Eksik kalmış "tahsil"imi 50 yıldır tamamlamaya çalışıyorum. Gerçekten çalışıyorum. Kimi Anayasa Profesörü arkadaşlarım, bazı meslektaşlarından daha iyi (!) olduğumu söylüyorlar hukuk işlerinde. Beni mi övüyorlar yoksa meslektaşlarını mı yeriyorlar, bilemiyorum.
Hürriyet Gazetesi Başyazarı Oktay Ekşi, 18 Mart 2008 tarihli ve "Bu Telaş Niye?" başlıklı yazısında, demokrasiyi savunur görünen "utanmaz, riyakár, müfteri, desisebaz, arkadan vuran" cemaatine Ceza Yasası’nın 277. ve 288. maddelerini hatırlatmıştı.
"Hukuk tutkusu" ile belirtilen maddeleri okudum ama aktarmak için 11 gün geç kaldım. Olsun, başka biri benim yaptığımı yap(a)maz nasıl olsa:
* * *
CEZA YASASI MADDE 277: "Bir davanın taraflarından birinin veya birkaçının veya sanıkların veya davaya katılanların, mağdurların leh ve aleyhinde, yargı görevi yapanlara emir veren veya baskı yapan veya nüfuz icra eden veya her ne suretle olursa olsun adı geçenleri hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs eden kimseye iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir. Teşebbüs iltimas derecesini geçmediği takdirde verilecek ceza altı aydan iki yıla kadardır.
CEZA YASASI MADDE 288: "Bir olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar savcı, hákim, mahkeme, bilirkişi veya tanıkları etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."
Yargıtay Başsavcısı’nın açtığı davayla birlikte başlayan ve halk şairinin "At eşşeğe eşşek ata garmangarış oldu" dizesinde simgelenen sözlü, yazılı ve zihinsel kargaşa, bazı Türkiye okumuşlarının, demokrasi geldi diye Beyoğlu’nda tramvay raylarına yatan haneberduştan daha iyi olmadığını kanıtladı. Gerçekten de 14 Mayıs 1950 seçimlerinde Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle özgürleştiğini kanıtlamak isteyen bir vatandaş, tramvayın önüne yatıp yol vermemişti. Günümüz demirkıratları da gazetelerde, televizyon ekranlarında hukuka ve yasalara karşı çıkarak, yargıyı "zan" altında bırakarak demokratik erginliklerini (!) kanıtlamaya çalışıyorlar. Yuhlar olsun!
* * *
Akşam yazarı Oray Eğin’i de 17 Mart 2008 tarihli yazısından dolayı 10-11 gündür kutlamak istiyordum. Kısmet bu yazıya oldu! Oray Eğin, "Diğer partiler kapatılırken Erdoğan ne yapıyordu?" sorusunu sormuş ve 1983 yılından bu yana kapatılan 20 kadar partinin listesini yayınlamıştı. Geç kaldım!
Hayatta "Hep bana Rab bana!" ilkesine tutunan "Müslüman" Başbakan, meğer siyasete girdiği 1983 yılından bu yana kapatılan siyasal partilerin hiçbiri için ağzını açıp tek kelime söylememiş. Solcu ve etnik partilerin kapatılmasına kılının kıpırdamamasını bir yana bırakalım, üstadı Sezai Karakoç’un "Diriliş Partisi"nin (iki kez seçime katılmadığı için) 1997 yılında kapatılmasını umursamamış bile. Böyle olur İslamcının demirkıratı!
Özdemir İnce
Hürriyet
www.haberinyeri.net
2 yüz!
GEÇENLERDE, memleketin "siyasi" haberler yerine "magazin" haberlerine ne kadar düşkün olduğunu anlatmaya çalışırken, "YÖK Başkanı’nın burcu ne acaba?" diye yazmıştım...
Amacım, böyle başa böyle tarak misali, böyle millete böyle yönetim "müstahak" demekti.
*
Kameralardan, mikrofonlardan kaçan, hiçbir konuda açıklama yapmayan YÖK Başkanı, şak diye aradı...
"Balık burcuyum" dedi!
*
Doğrusunu isterseniz...
Ben "kova" burcu sanmıştım.
Öğrendim, iyi oldu.
*
Bu arada...
"Laik" YÖK Başkanı’na otomobil vermeyenlerin, lojman vermeyenlerin, yağmurlu havada su vermeyenlerin, selam bile vermeyenlerin... "Türbancı" YÖK Başkanı’na zırhlı otomobil ve şahane lojmandan sonra, yüklüce de zam vermeye hazırlandığı açıklandı.
*
Sizin burcunuz ne, bilmiyorum...
Ama kendiniz 3 kuruş zam alırken, bunu öğrendiğiniz iyi olmuştur tahminim!
Üç vakte kadar refaha çıkacaksınız...
Müsterih olun.
Yılmaz Özdil
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Amacım, böyle başa böyle tarak misali, böyle millete böyle yönetim "müstahak" demekti.
*
Kameralardan, mikrofonlardan kaçan, hiçbir konuda açıklama yapmayan YÖK Başkanı, şak diye aradı...
"Balık burcuyum" dedi!
*
Doğrusunu isterseniz...
Ben "kova" burcu sanmıştım.
Öğrendim, iyi oldu.
*
Bu arada...
"Laik" YÖK Başkanı’na otomobil vermeyenlerin, lojman vermeyenlerin, yağmurlu havada su vermeyenlerin, selam bile vermeyenlerin... "Türbancı" YÖK Başkanı’na zırhlı otomobil ve şahane lojmandan sonra, yüklüce de zam vermeye hazırlandığı açıklandı.
*
Sizin burcunuz ne, bilmiyorum...
Ama kendiniz 3 kuruş zam alırken, bunu öğrendiğiniz iyi olmuştur tahminim!
Üç vakte kadar refaha çıkacaksınız...
Müsterih olun.
Yılmaz Özdil
Hürriyet
www.haberinyeri.net
28 Mart 2008 Cuma
Bizim Savcıya 'Abi' Nasihati
Her nedense bu 'abi' deyişi ben gazeteye girer girmez başladı; hiç unutmam, bir gün Nadir Bey bile gizil şakacılığıyla beni "İlhan Abi" diye çağırmıştı...
Bu kıdemime dayanarak Ergenekon dosyasının savcısına abilik yapayım dedim...
Nasıl?..
*
İnsan ya yaşar ya ölür; yaşadıkça da hastalanır, iyileşir, ömür başka türlü geçmez...
Epey hastalandım ben de, zatülcenpten vereme, ülserden katarakta dek hastalıklar beni yokladı...
Şaka değil, 80'i çoktan aştık...
12 Mart döneminde içerden çıkmıştım, üstümde bir tuhaflık vardı; neydi, nedendi bilemiyorum...
Hastaneye yatırdılar, bir şeyler bulamadılar..
O dönemde Yalova kaplıcaları gözdeydi, kendi kendime dedim ki:
- Gazeteden izin alayım, bir güzel dinleneyim...
Kafaya bak sen!..
Yalova'da her gün sıcak sulara giriyorum, yürüyüşler yapıyorum; ama, nafile...
Açılamıyorum...
Bir gün yürüyüşün sonuna doğru sağ bacağımı çekemez oldum, kendi kendime söyleniyorum:
- Allah.. Allah..
Eve döndüm, telefonda bizim Merih Sezen 'le konuşuyoruz:
- Sen, dedi, apandisit olmuşsun...
- Deme!..
*
Teşhisi Merih koydu, doktorlara gittim, onayladılar:
- Apandisitin patlamış; ama, kimi çok seyrek durumlarda beden "önlemini" alır, patlayan apandisiti bir zarla sarar...
Vay canına!..
Meğer Ziverbey'in anısını bedenimde taşıyor ve saklıyormuşum...
Akrostiş yazmak kolay değil...
Her neyse ardından bir enfarktüs geçirdim, bir daha...
Derken bedenimde kendine göre yeni dengeler oluştu ve bu yaşa erişebildim...
Sizin anlayacağınız, durumu idare ediyoruz; ama, bu yaşlarda insan bıçak sırtında yaşar, her şey kıl payıdır...
*
Şimdi gelelim sevgili savcımıza...
Nasıl bir tehlikeyi yaşadığının farkında mı?..
Sanırım değil...
Evi bastıkları saatlerde, daha sonra polislerle yolda, Emniyet'te veya savcılıkta bana bir şey olsaydı, pattadak nalları havaya dikseydim, neler olacağını sevgili savcım hiç düşündü mü?..
Damgayı yiyecekti:
- Katil savcı!..
Yazık olacaktı sevgili savcımıza...
İşin altından ömür boyu kalkamayacaktı...
*
Savcı Bey anlaşılıyor ki çok ağır bir yük üstlenmiş, altından kolay kolay kalkılamayacak bir yük...
Sorgulamadaki karşılıklı konuşmalarda sezinledim ki bu yük onu tüm yaşam boyu ezebilir...
Ne düşünüyordu:
- İlhan Selçuk 'un evini sabaha karşı basarım, suç belgelerini ele geçiririm...
Operasyon fos çıktı...
Ergenekon dosyasını yaymak; yazarları, fikir adamlarını, emekli komutanları, muvazzafları da içine alarak sonuçta laik orduya ilişkin bir dava harekâtına dönüştürmek akıl kârı değildir...
Savcımız durumu bir daha gözden geçirmeli...
Kişinin kafasındakilerle "realite" arasında bir uygunluk olmadı mı iş tersine döner, dava dosyası da çuvallar...
*
İlhan Selçuk'a gece baskınında kapsamlı düşünemeyen, kendi kariyerini bile tehlikeye atabilecek kararlar alabilen sevgili savcım, "Düşünen Adam" heykelini sanırım biliyordur...
Savcım "Düşünen Adam" olmalı...
Bu, yalnız ülke için değil, kendisi için de gerekli bir temel koşul...
Cumhuriyet
www.haberinyeri.net
Bu kıdemime dayanarak Ergenekon dosyasının savcısına abilik yapayım dedim...
Nasıl?..
*
İnsan ya yaşar ya ölür; yaşadıkça da hastalanır, iyileşir, ömür başka türlü geçmez...
Epey hastalandım ben de, zatülcenpten vereme, ülserden katarakta dek hastalıklar beni yokladı...
Şaka değil, 80'i çoktan aştık...
12 Mart döneminde içerden çıkmıştım, üstümde bir tuhaflık vardı; neydi, nedendi bilemiyorum...
Hastaneye yatırdılar, bir şeyler bulamadılar..
O dönemde Yalova kaplıcaları gözdeydi, kendi kendime dedim ki:
- Gazeteden izin alayım, bir güzel dinleneyim...
Kafaya bak sen!..
Yalova'da her gün sıcak sulara giriyorum, yürüyüşler yapıyorum; ama, nafile...
Açılamıyorum...
Bir gün yürüyüşün sonuna doğru sağ bacağımı çekemez oldum, kendi kendime söyleniyorum:
- Allah.. Allah..
Eve döndüm, telefonda bizim Merih Sezen 'le konuşuyoruz:
- Sen, dedi, apandisit olmuşsun...
- Deme!..
*
Teşhisi Merih koydu, doktorlara gittim, onayladılar:
- Apandisitin patlamış; ama, kimi çok seyrek durumlarda beden "önlemini" alır, patlayan apandisiti bir zarla sarar...
Vay canına!..
Meğer Ziverbey'in anısını bedenimde taşıyor ve saklıyormuşum...
Akrostiş yazmak kolay değil...
Her neyse ardından bir enfarktüs geçirdim, bir daha...
Derken bedenimde kendine göre yeni dengeler oluştu ve bu yaşa erişebildim...
Sizin anlayacağınız, durumu idare ediyoruz; ama, bu yaşlarda insan bıçak sırtında yaşar, her şey kıl payıdır...
*
Şimdi gelelim sevgili savcımıza...
Nasıl bir tehlikeyi yaşadığının farkında mı?..
Sanırım değil...
Evi bastıkları saatlerde, daha sonra polislerle yolda, Emniyet'te veya savcılıkta bana bir şey olsaydı, pattadak nalları havaya dikseydim, neler olacağını sevgili savcım hiç düşündü mü?..
Damgayı yiyecekti:
- Katil savcı!..
Yazık olacaktı sevgili savcımıza...
İşin altından ömür boyu kalkamayacaktı...
*
Savcı Bey anlaşılıyor ki çok ağır bir yük üstlenmiş, altından kolay kolay kalkılamayacak bir yük...
Sorgulamadaki karşılıklı konuşmalarda sezinledim ki bu yük onu tüm yaşam boyu ezebilir...
Ne düşünüyordu:
- İlhan Selçuk 'un evini sabaha karşı basarım, suç belgelerini ele geçiririm...
Operasyon fos çıktı...
Ergenekon dosyasını yaymak; yazarları, fikir adamlarını, emekli komutanları, muvazzafları da içine alarak sonuçta laik orduya ilişkin bir dava harekâtına dönüştürmek akıl kârı değildir...
Savcımız durumu bir daha gözden geçirmeli...
Kişinin kafasındakilerle "realite" arasında bir uygunluk olmadı mı iş tersine döner, dava dosyası da çuvallar...
*
İlhan Selçuk'a gece baskınında kapsamlı düşünemeyen, kendi kariyerini bile tehlikeye atabilecek kararlar alabilen sevgili savcım, "Düşünen Adam" heykelini sanırım biliyordur...
Savcım "Düşünen Adam" olmalı...
Bu, yalnız ülke için değil, kendisi için de gerekli bir temel koşul...
Cumhuriyet
www.haberinyeri.net
Türbana destek, YÖK’e tayin
Çalış, türbana destek imzası attı, YÖK’e tayin oldu.
Üniversitelerde türbanın serbest bırakılması için bazı akademisyenlerce hazırlanan ‘Başörtüsüne Özgürlük Bildirisi’nin mimarı olan ve ilk imzayı atan Selçuk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Şaban Çalış, YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan’a danışman olarak atandı.
Türban yasağının kalkması ile ilgili yasa tasarının gündemde olduğu dönemlerde bazı akademisyenler tarafından, yasağın kalkması için ‘Başörtüsüne Özgürlük Bildirisi’ adı altında bildiri yayınlandı ve yasağın kalması istendi.
Bildirinin hazırlanmasına öncülük eden ve ilk imzayı atan Selçuk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Şaban Çalış, YÖK Başkanı Prof. Dr. Ziya Özcan’ın danışmanlığına getirildi. Doç. Dr. Çalış, geçen yerel seçimlerde de AKP’den Konya belediye başkanlığına aday adayı olmuştu.
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Üniversitelerde türbanın serbest bırakılması için bazı akademisyenlerce hazırlanan ‘Başörtüsüne Özgürlük Bildirisi’nin mimarı olan ve ilk imzayı atan Selçuk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Şaban Çalış, YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan’a danışman olarak atandı.
Türban yasağının kalkması ile ilgili yasa tasarının gündemde olduğu dönemlerde bazı akademisyenler tarafından, yasağın kalkması için ‘Başörtüsüne Özgürlük Bildirisi’ adı altında bildiri yayınlandı ve yasağın kalması istendi.
Bildirinin hazırlanmasına öncülük eden ve ilk imzayı atan Selçuk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Şaban Çalış, YÖK Başkanı Prof. Dr. Ziya Özcan’ın danışmanlığına getirildi. Doç. Dr. Çalış, geçen yerel seçimlerde de AKP’den Konya belediye başkanlığına aday adayı olmuştu.
Hürriyet
www.haberinyeri.net
AKP'li Başkana ihale hibesi
İhale karşılığı cip alan Belediye Başkanı Turan konuştu: "Çok karlı bir iş oldu."
Sakarya'nın Pamukova Belediye Başkanı AKP'li Hikmet Feridun Turan'a, belediyeye ait akaryakıt istasyonunu 5 ay önce 15 yıllığına kiralayan şirket tarafından makam aracı olarak kullanması için 40 bin euro değerinde cip hediye edildi. Belediye Başkanı Turan, “Çok kârlı bir anlaşma yaptık” dedi.
Pamukova Belediyesi, belediyeye ait olan ilçe merkezindeki akaryakıt istasyonunu 5 ay önce 15 yıllığına Turkuaz adlı şirkete kiraladı. Bu anlaşmanın ardından şirket, belediyeye 1 milyon 100 bin YTL para öderken, anlaşma gereği de her ay belediye araçlarına 4 bin litre mazot vermeyi taahhüt etti.
Şirket, Belediye Başkanı AKP'li Turan'a önceki gün de makam aracı olarak kullanılmak üzere Güney Kore üretimi SsangYong marka 40 bin Euro değerinde cip hediye etti. Belediye Başkanı Hikmet Feridun Turan, 2008 model aracın hibe yoluyla geldiğini ve belediyenin kârlı bir anlaşma yaptığını söyleyerek şöyle devam etti:
“Belediyemizin lehine çok güzel avantajlar ile akaryakıt istasyonunu Turkuaz firmasına kiraladık. Firma bu kiralamadan belediyemize hem para, hem de belli oranda akaryakıt vermeyi taahhüt etmişti. Şimdi eski akaryakıt istasyonumuzun karşısına mülkiyeti belediyemize ait olmak üzere yeni bir istasyon yapıyorlar.
Belli bir zaman sonra tamamı belediyemize kalacak. Firma bizden gördüğü iyi davranışlar sonucu belediyemize bir araç hibe edeceğini bildirdi. Biz de kabul ettik. Belediyemizin menfaatine olan ve kazancımız söz konusu ise kanunlar çerçevesinde hareket ederiz. Hibe edilen araç belediyeye makam aracı olarak verildi.”
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Sakarya'nın Pamukova Belediye Başkanı AKP'li Hikmet Feridun Turan'a, belediyeye ait akaryakıt istasyonunu 5 ay önce 15 yıllığına kiralayan şirket tarafından makam aracı olarak kullanması için 40 bin euro değerinde cip hediye edildi. Belediye Başkanı Turan, “Çok kârlı bir anlaşma yaptık” dedi.
Pamukova Belediyesi, belediyeye ait olan ilçe merkezindeki akaryakıt istasyonunu 5 ay önce 15 yıllığına Turkuaz adlı şirkete kiraladı. Bu anlaşmanın ardından şirket, belediyeye 1 milyon 100 bin YTL para öderken, anlaşma gereği de her ay belediye araçlarına 4 bin litre mazot vermeyi taahhüt etti.
Şirket, Belediye Başkanı AKP'li Turan'a önceki gün de makam aracı olarak kullanılmak üzere Güney Kore üretimi SsangYong marka 40 bin Euro değerinde cip hediye etti. Belediye Başkanı Hikmet Feridun Turan, 2008 model aracın hibe yoluyla geldiğini ve belediyenin kârlı bir anlaşma yaptığını söyleyerek şöyle devam etti:
“Belediyemizin lehine çok güzel avantajlar ile akaryakıt istasyonunu Turkuaz firmasına kiraladık. Firma bu kiralamadan belediyemize hem para, hem de belli oranda akaryakıt vermeyi taahhüt etmişti. Şimdi eski akaryakıt istasyonumuzun karşısına mülkiyeti belediyemize ait olmak üzere yeni bir istasyon yapıyorlar.
Belli bir zaman sonra tamamı belediyemize kalacak. Firma bizden gördüğü iyi davranışlar sonucu belediyemize bir araç hibe edeceğini bildirdi. Biz de kabul ettik. Belediyemizin menfaatine olan ve kazancımız söz konusu ise kanunlar çerçevesinde hareket ederiz. Hibe edilen araç belediyeye makam aracı olarak verildi.”
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Emre Aköz porno dergisi yapmış
AKP'NİN DEMOKRATLARI
Şöyle bir soru sormak istiyorum izninizle?
Emre Aköz, diye biri köşe yazısı yazmasa ne olur?
Diyelim ki, Sabah Gazetesi editörleri unuttular ve sayfaya Emre Aköz’ün köşesini koymadılar… Acaba, birileri tarafından fark edilir mi?
Abarttığımı sanmayın. Bu gerçeği en iyi Emre Aköz gibi tipler bildiği için öncelikle “fark edilmek” için çırpınırlar.
İşte Emre Aköz’ün hikayesi buradan başlıyor…
***
Nasıl oluyorsa oluyor, bu Aköz bi yerlerden basına sızıyor…? Hoş, her tarafından su alan basınımıza sızmak Yargıtay’a sızmak kadar zor değil. Bu açıdan Aköz’lerin işi kolay…
Şimdi en hızlı türban savunucu olan, “ne var yani, şeriat da bir hukuk” (sonunda yani kelimesini kullanmadan kurduğu cümle sayısı sınırlıdır) diyen Aköz, Boğaziçi mezunu bir sosyolog …
Sosyolog ya, sosyal içerikli bir dergide çalışmaya başlıyor. Ülkemizin erkeklerinin cinsel ve zihinsel gelişimi üzerinde müthiş etkilere sahip Penthouse Dergisi’ni yönetiyor.
Başbakanın, arka sayfa güzellerini bile büyük bir ahlaksızlık olarak nitelediği bir ülkede porno bir derginin yayın yönetmenliğinden gelip AKP taraftarı olmak kolay mı?
Bu açıdan bakıldığında Aköz’ün saldırganlığını anlayışla karşılamamız lazım.
Ertuğrul Günay gibi fırsatı bulup bir söz ile işi kurtaramaz…Kahrolası Penthouse arşivinin künyesine ismi kazınmış bir kere…
***
Sosyal içerikli dergisinde en büyük şey yarışması düzenlerken çilmiş karikatürleri yayınlanan sosyal içerikli sosyoloğumuz, krizleri fırsata çevirebilen bir uyanık aynı zamanda…
Hortumladığı bankayı batıran patronu Dinç Bilgin Kartal cezaevine yollanırken Aköz, içi boşaltılmış Sabah Gazetesi’nde kolaylıkla bir köşe kapıyor…Bir nevi kaçak yapı gibi…Boş bulduğu alanı işgal ediyor…
Artık basının daha içinde olduğu ve sosyal içeriğinden de geldiği için şifreleri çözüyor uyanık:
Formül 1= Biraz Hıncal, biraz Haşmet, bol polemik, aman azıcık futbol, =Meşhur ol..
Bir süre bunu deneyen sosyal içerikli sosyoloğumuzun ayağına bir fırsat daha geçiyor.
TMSF Sabah’a el koyuyor…İkinci kez patronu batarken o yükseliyor.
AKP iktidarda, TMSF gazete..
Hemen Formül 2’yi buluyor= Biraz Fethullah, biraz türban, bol AKP, azıcık liberalizm…
Şimdi kaçak olarak kapattığı köşesinde yerini sağlama alıyor.
Cahil cesareti ile açıyor ağzını yumuyor gözünü…
Kim AKP’ye karşı ise tek tek tespit edip, terbiyesizliğinin dozunu artırıyor da artırıyor.
• "Atatürk daima 'kendine' yarayanı tercih etmiştir. ilkeler başkaları içindir!"
• “Rakı masasına Ahmet Necdet Sezer ile oturmak istemem”
• “Bazı Aleviler, bazı solcular, bazı Kürtler ve hatta bazı ( demokrat olmayan) liberaller bu türban konusunu önemsemiyor.”
• "tüm üniversiteler özel olmalı”
Saldırıdaki isabeti görüyor musunuz…Laikliğin mimarı Atatürk ile başlıyor. Laikliğin günümüzdeki en önde gelen temsilcisi Sezer’e geçiyor…Sonra Laikliğin kitlesel koruyucusu Alevileri kendince halledip türbana geçit vermeyen Üniversitelere dalıyor…
Sonra? Ne mi oluyor? Cumhurbaşkanımızın Çankaya Köşk’ünde kurduğu yemek masasına oturuyor. (Gül O’nun yemeğe meraklı olduğunu bilmez mi? )
***
Siyasette Özal’ın, basında Dinç Bilgin ve Zafer Mutlu’nun başımıza sardığı bu tiplerin oldukça köklü olan Türkiye basın geleneği ile hiçbir ilişkisi yok.
Bilgisizlikten cesaret, vicdansızlıktan saldırganlık, omurgasızlıktan kıvraklık alıyorlar.
Hayatı demokrasi mücadelesinde geçmiş, askeri darbelerde işkenceler görmüş, İlhan Selçuk’a “postal yalayıcı” diyebilecek kadar azgınlaşmış bir şiddettir bu.
Bu bir bozulma hali bile değildir. Bozulma ötesi bir koku durumudur…Bu adamlar varoldukça artık hiç kimse için “mürekkep yalamış”diyemeyiz…
Bu yeni tip okumuşların dillerindeki iktidar yalakalığı mürekkep yalamayı imkansız kılıyor. Emre Aköz, şu cümleyi yazarken kalem kırılmış, mürekkep kusmuştur: “İnşallah 83 yaşındaki İlhan Selçuk’a gözaltında iyi bakılır. Aksi halde hükümetin üstüne kalır”
Evet, Emre Aköz…! Katiller, Abdi İpekçi, Çetin Emeç,Uğur Mumcuları öldürürken anlaşılan sizi oralara taşıyanlar da başka cinayetler işlemişler. Yoksa siz işte böyle Türk basının üstüne kalmazdınız.
ERDAL EMRE - YÖN RADYO GENEL KOORDİNATÖRÜ
www.haberinyeri.net
Şöyle bir soru sormak istiyorum izninizle?
Emre Aköz, diye biri köşe yazısı yazmasa ne olur?
Diyelim ki, Sabah Gazetesi editörleri unuttular ve sayfaya Emre Aköz’ün köşesini koymadılar… Acaba, birileri tarafından fark edilir mi?
Abarttığımı sanmayın. Bu gerçeği en iyi Emre Aköz gibi tipler bildiği için öncelikle “fark edilmek” için çırpınırlar.
İşte Emre Aköz’ün hikayesi buradan başlıyor…
***
Nasıl oluyorsa oluyor, bu Aköz bi yerlerden basına sızıyor…? Hoş, her tarafından su alan basınımıza sızmak Yargıtay’a sızmak kadar zor değil. Bu açıdan Aköz’lerin işi kolay…
Şimdi en hızlı türban savunucu olan, “ne var yani, şeriat da bir hukuk” (sonunda yani kelimesini kullanmadan kurduğu cümle sayısı sınırlıdır) diyen Aköz, Boğaziçi mezunu bir sosyolog …
Sosyolog ya, sosyal içerikli bir dergide çalışmaya başlıyor. Ülkemizin erkeklerinin cinsel ve zihinsel gelişimi üzerinde müthiş etkilere sahip Penthouse Dergisi’ni yönetiyor.
Başbakanın, arka sayfa güzellerini bile büyük bir ahlaksızlık olarak nitelediği bir ülkede porno bir derginin yayın yönetmenliğinden gelip AKP taraftarı olmak kolay mı?
Bu açıdan bakıldığında Aköz’ün saldırganlığını anlayışla karşılamamız lazım.
Ertuğrul Günay gibi fırsatı bulup bir söz ile işi kurtaramaz…Kahrolası Penthouse arşivinin künyesine ismi kazınmış bir kere…
***
Sosyal içerikli dergisinde en büyük şey yarışması düzenlerken çilmiş karikatürleri yayınlanan sosyal içerikli sosyoloğumuz, krizleri fırsata çevirebilen bir uyanık aynı zamanda…
Hortumladığı bankayı batıran patronu Dinç Bilgin Kartal cezaevine yollanırken Aköz, içi boşaltılmış Sabah Gazetesi’nde kolaylıkla bir köşe kapıyor…Bir nevi kaçak yapı gibi…Boş bulduğu alanı işgal ediyor…
Artık basının daha içinde olduğu ve sosyal içeriğinden de geldiği için şifreleri çözüyor uyanık:
Formül 1= Biraz Hıncal, biraz Haşmet, bol polemik, aman azıcık futbol, =Meşhur ol..
Bir süre bunu deneyen sosyal içerikli sosyoloğumuzun ayağına bir fırsat daha geçiyor.
TMSF Sabah’a el koyuyor…İkinci kez patronu batarken o yükseliyor.
AKP iktidarda, TMSF gazete..
Hemen Formül 2’yi buluyor= Biraz Fethullah, biraz türban, bol AKP, azıcık liberalizm…
Şimdi kaçak olarak kapattığı köşesinde yerini sağlama alıyor.
Cahil cesareti ile açıyor ağzını yumuyor gözünü…
Kim AKP’ye karşı ise tek tek tespit edip, terbiyesizliğinin dozunu artırıyor da artırıyor.
• "Atatürk daima 'kendine' yarayanı tercih etmiştir. ilkeler başkaları içindir!"
• “Rakı masasına Ahmet Necdet Sezer ile oturmak istemem”
• “Bazı Aleviler, bazı solcular, bazı Kürtler ve hatta bazı ( demokrat olmayan) liberaller bu türban konusunu önemsemiyor.”
• "tüm üniversiteler özel olmalı”
Saldırıdaki isabeti görüyor musunuz…Laikliğin mimarı Atatürk ile başlıyor. Laikliğin günümüzdeki en önde gelen temsilcisi Sezer’e geçiyor…Sonra Laikliğin kitlesel koruyucusu Alevileri kendince halledip türbana geçit vermeyen Üniversitelere dalıyor…
Sonra? Ne mi oluyor? Cumhurbaşkanımızın Çankaya Köşk’ünde kurduğu yemek masasına oturuyor. (Gül O’nun yemeğe meraklı olduğunu bilmez mi? )
***
Siyasette Özal’ın, basında Dinç Bilgin ve Zafer Mutlu’nun başımıza sardığı bu tiplerin oldukça köklü olan Türkiye basın geleneği ile hiçbir ilişkisi yok.
Bilgisizlikten cesaret, vicdansızlıktan saldırganlık, omurgasızlıktan kıvraklık alıyorlar.
Hayatı demokrasi mücadelesinde geçmiş, askeri darbelerde işkenceler görmüş, İlhan Selçuk’a “postal yalayıcı” diyebilecek kadar azgınlaşmış bir şiddettir bu.
Bu bir bozulma hali bile değildir. Bozulma ötesi bir koku durumudur…Bu adamlar varoldukça artık hiç kimse için “mürekkep yalamış”diyemeyiz…
Bu yeni tip okumuşların dillerindeki iktidar yalakalığı mürekkep yalamayı imkansız kılıyor. Emre Aköz, şu cümleyi yazarken kalem kırılmış, mürekkep kusmuştur: “İnşallah 83 yaşındaki İlhan Selçuk’a gözaltında iyi bakılır. Aksi halde hükümetin üstüne kalır”
Evet, Emre Aköz…! Katiller, Abdi İpekçi, Çetin Emeç,Uğur Mumcuları öldürürken anlaşılan sizi oralara taşıyanlar da başka cinayetler işlemişler. Yoksa siz işte böyle Türk basının üstüne kalmazdınız.
ERDAL EMRE - YÖN RADYO GENEL KOORDİNATÖRÜ
www.haberinyeri.net
Mumcu'dan Ergenekon için suç duyurusu
İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ceyhan Mumcu ve İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Erkan Önsel, "Ergenekon soruşturmasının güvenliği ve selameti ile ilgili önlem alınması" istemiyle İstanbul Cumhuriyet Savcısı Faruk Kurtoğlu'na bir dilekçe sundu.
"FIRAT HABER AJANSI'NDAN ÖĞRENDİK"
İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ceyhan Mumcu adliye çıkışında yaptığı açıklamada, Ergenekon adı verilen operasyonun, dünya ile hukuk tarihinde eşi ve benzeri görülmemiş bir skandalla dönüştüğünü belirtti. Mumcu "Partimizin Genel Başkanı tutukludur. Şu anda gözaltındadır. Ulusal Kanal ile Aydınlık Dergisi ve diğer gazeteci arkadaşlarımız gözaltındadır. 1 haftadır mahkeme yayın yasağı koymuştur. Biz sanık avukatları olarak Perinçek'in gözaltına alınmasından bu yana savunmasının bir suretini elde edemedik. Biz bunu PKK'nın yayın organı Fırat Haber Ajansı'ndan öğreniyoruz. Onlar Genel Başkanımız Perinçek'in savunmasını elde ediyor" dedi.
YARGITAY KROKİSİ İP'DE DEĞİL
Mumcu, partinin basılmasında elde edilen bütün hard diskler ile compack disketler, kitaplar, yayınlar ve Atatürk'ün Bütün Eserleri adı verilen söylev ve demeçlerinin 22 cilt sayfadan oluştuğunu belirtti. Mumcu "Bir suç kanıtı olarak bunlara el konulmuştur. Yine Lozan'da Ermeni soykırımı reddeden bir parti olarak yaptığımız savunma, konular, suç unsuru ve kanıtı olarak alınıştır. Diskler veya belgeler hard disketlerin içinde çıktı diye yayınlanmaktadır. Yargıtay krokisi Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın koruma önlemleri adı altındaki belgeleri kesinlikle İşçi Partisi'nde elde edilememiştir" dedi.
Mumcu, hard disklere sonradan belge konulabileceğini hatırlatarak "O zaman bu hard disklere yapay koruma koymalıyız. Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Hikmet Çiçek sorgulanması dün sabaha karşı 11' de başladı. Sorgulamanın sonuncunda bizde şaşkınlığa düşüren biçimde Genelkurmay Başkanına ait Balıkesir'deki seyahatlerinin koruma planının bizim hard disketimizden çıktığı iddia edilmektedir. Biz bunu sabah 4'te öğrendik. Bizim disketimizin içinde bu yoktur. Savcı Zekeriya Öz ve ekibi sorumludur ve özensizlik içindedirler. Bir parti genel başkanı ve sekreterinin tutuklanması bu iddianamenin hazırlanmasıyla çok arada bir fark olamaz. Bu gece saat 4'te sorulan soruyu biz bir gazetenin manşetinde görüyoruz" diye konuştu.
"BİZİ DARBEYLE SUÇLAMANIN MANTIKSAL KURALI YOKTUR"
Mumcu şöyle devam etti:
"Manşet ve içindeki son dakika bilgisi ile yine gizli olan bu sorunun dışarıya sızması doğru değildir. Sabah 5'te sorulan sorunun teknik açıdan manşet olması da doğru değildir. Sanıklara ne gibi soru sorulacağı önceden basına servis ediliyor. Ve basında bunu haber atlatması olarak yayınlıyor. Soruşturmanın temelinin ve güvenirliliğini çökertmiştir. İşçi Partisi siyasal denetimler denetiminde bir partidir. Bizi darbeyle suçlamanın, AKP'nin kapatma davasıyla suçlamanın mantıksal kuralı yoktur. Yargıtay Başsavcılığı siyasal partileri her zaman denetler. Bizi de denetliyor. Bir darbenin siyasal partileri yok etmesiyle İşçi Partisi'nin darbeye en karşı olan partidir. İşçi partisi darbelerin bedelini ödemiş bir partidir."
İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Erkan Önsel ise "Böyle bir çete vardır. Emniyetin içinde yuvalanmış Fetullahçı gladyodur. Basında ayakları vardır. Basına servis yapılmaktadır. Soruşturmanın gizliliği gibi hukuk kurallarını ayaklar altına almaktadır. PKK'nın sitesinde Avrupa'da yayınlanmaktadır. Kaldırdıkları kayanın altında kalacaklar. İşçi partisiyle yasa dışı ilişkileri yan yana getirmenin ne olduğunu milletimizde görecektir" diye konuştu.
Gazeteport
www.haberinyeri.net
"FIRAT HABER AJANSI'NDAN ÖĞRENDİK"
İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ceyhan Mumcu adliye çıkışında yaptığı açıklamada, Ergenekon adı verilen operasyonun, dünya ile hukuk tarihinde eşi ve benzeri görülmemiş bir skandalla dönüştüğünü belirtti. Mumcu "Partimizin Genel Başkanı tutukludur. Şu anda gözaltındadır. Ulusal Kanal ile Aydınlık Dergisi ve diğer gazeteci arkadaşlarımız gözaltındadır. 1 haftadır mahkeme yayın yasağı koymuştur. Biz sanık avukatları olarak Perinçek'in gözaltına alınmasından bu yana savunmasının bir suretini elde edemedik. Biz bunu PKK'nın yayın organı Fırat Haber Ajansı'ndan öğreniyoruz. Onlar Genel Başkanımız Perinçek'in savunmasını elde ediyor" dedi.
YARGITAY KROKİSİ İP'DE DEĞİL
Mumcu, partinin basılmasında elde edilen bütün hard diskler ile compack disketler, kitaplar, yayınlar ve Atatürk'ün Bütün Eserleri adı verilen söylev ve demeçlerinin 22 cilt sayfadan oluştuğunu belirtti. Mumcu "Bir suç kanıtı olarak bunlara el konulmuştur. Yine Lozan'da Ermeni soykırımı reddeden bir parti olarak yaptığımız savunma, konular, suç unsuru ve kanıtı olarak alınıştır. Diskler veya belgeler hard disketlerin içinde çıktı diye yayınlanmaktadır. Yargıtay krokisi Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın koruma önlemleri adı altındaki belgeleri kesinlikle İşçi Partisi'nde elde edilememiştir" dedi.
Mumcu, hard disklere sonradan belge konulabileceğini hatırlatarak "O zaman bu hard disklere yapay koruma koymalıyız. Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Hikmet Çiçek sorgulanması dün sabaha karşı 11' de başladı. Sorgulamanın sonuncunda bizde şaşkınlığa düşüren biçimde Genelkurmay Başkanına ait Balıkesir'deki seyahatlerinin koruma planının bizim hard disketimizden çıktığı iddia edilmektedir. Biz bunu sabah 4'te öğrendik. Bizim disketimizin içinde bu yoktur. Savcı Zekeriya Öz ve ekibi sorumludur ve özensizlik içindedirler. Bir parti genel başkanı ve sekreterinin tutuklanması bu iddianamenin hazırlanmasıyla çok arada bir fark olamaz. Bu gece saat 4'te sorulan soruyu biz bir gazetenin manşetinde görüyoruz" diye konuştu.
"BİZİ DARBEYLE SUÇLAMANIN MANTIKSAL KURALI YOKTUR"
Mumcu şöyle devam etti:
"Manşet ve içindeki son dakika bilgisi ile yine gizli olan bu sorunun dışarıya sızması doğru değildir. Sabah 5'te sorulan sorunun teknik açıdan manşet olması da doğru değildir. Sanıklara ne gibi soru sorulacağı önceden basına servis ediliyor. Ve basında bunu haber atlatması olarak yayınlıyor. Soruşturmanın temelinin ve güvenirliliğini çökertmiştir. İşçi Partisi siyasal denetimler denetiminde bir partidir. Bizi darbeyle suçlamanın, AKP'nin kapatma davasıyla suçlamanın mantıksal kuralı yoktur. Yargıtay Başsavcılığı siyasal partileri her zaman denetler. Bizi de denetliyor. Bir darbenin siyasal partileri yok etmesiyle İşçi Partisi'nin darbeye en karşı olan partidir. İşçi partisi darbelerin bedelini ödemiş bir partidir."
İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Erkan Önsel ise "Böyle bir çete vardır. Emniyetin içinde yuvalanmış Fetullahçı gladyodur. Basında ayakları vardır. Basına servis yapılmaktadır. Soruşturmanın gizliliği gibi hukuk kurallarını ayaklar altına almaktadır. PKK'nın sitesinde Avrupa'da yayınlanmaktadır. Kaldırdıkları kayanın altında kalacaklar. İşçi partisiyle yasa dışı ilişkileri yan yana getirmenin ne olduğunu milletimizde görecektir" diye konuştu.
Gazeteport
www.haberinyeri.net
Hırsız...
BU hırsız yaman hırsız.
Sabah kalktığımda yatağımdan, daha gözlerimin bir tekini açmıştım ki farkına vardım:
Dün gecemi çalmıştı hırsız.
Evdeki hani o çay sohbetlerimi, genelde son yarısını seyrettiğim sinema filmini, marangozhanede tahtaları mutlulukla doğrayışımı, kedi-köpeklerle oynaşmamı, keman çalışımı...
Hiçbiri yoktu yerinde.
Almıştı hepsini.
Dün gece gülüşümü de çalmıştı hırsız.
*
Bu hırsız yaman hırsız.
Biliyorum bizim evden değil sadece, mahallede kim varsa, semtte, kentte, başka şehirlerdeki evlerde, köylerde, beldelerde...
Kapı kapı, hane hane, her eve girip soyuyor neyimiz var, neyimiz yok bu arsız.
Çalınmıştır eminim yine dün gece; babaların gülüşü...
Annelerin uykusu...
Gençlerin umudu...
Hayallerimiz...
Her şeyimizi çalıyor bu hırsız.
*
85 yıllık alın teri ve çaba ile varmak istediğimiz yeri nasıl çaldı bir bakar mısınız?
Marşlarımız...
Şarkılarımız...
Çağdaşlık-uygarlık sevdalarımız...
Yarınlarımız...
Kimi zaman sağa-sola koşuşup "Bakın bakalım başka neyimizi çalmış hırsız" diyoruz birbirimize.
Ve bir çığlıktır kopuyor:
"Işığımız..."
Bir de bakıyoruz ki çalınmış:
İnancımız...
Dualarımız...
Selamlaşmamız...
Duygularımız...
Barışımız...
Aydınlığımız...
Bu hırsız yaman hırsız...
Bekir Coşkun
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Sabah kalktığımda yatağımdan, daha gözlerimin bir tekini açmıştım ki farkına vardım:
Dün gecemi çalmıştı hırsız.
Evdeki hani o çay sohbetlerimi, genelde son yarısını seyrettiğim sinema filmini, marangozhanede tahtaları mutlulukla doğrayışımı, kedi-köpeklerle oynaşmamı, keman çalışımı...
Hiçbiri yoktu yerinde.
Almıştı hepsini.
Dün gece gülüşümü de çalmıştı hırsız.
*
Bu hırsız yaman hırsız.
Biliyorum bizim evden değil sadece, mahallede kim varsa, semtte, kentte, başka şehirlerdeki evlerde, köylerde, beldelerde...
Kapı kapı, hane hane, her eve girip soyuyor neyimiz var, neyimiz yok bu arsız.
Çalınmıştır eminim yine dün gece; babaların gülüşü...
Annelerin uykusu...
Gençlerin umudu...
Hayallerimiz...
Her şeyimizi çalıyor bu hırsız.
*
85 yıllık alın teri ve çaba ile varmak istediğimiz yeri nasıl çaldı bir bakar mısınız?
Marşlarımız...
Şarkılarımız...
Çağdaşlık-uygarlık sevdalarımız...
Yarınlarımız...
Kimi zaman sağa-sola koşuşup "Bakın bakalım başka neyimizi çalmış hırsız" diyoruz birbirimize.
Ve bir çığlıktır kopuyor:
"Işığımız..."
Bir de bakıyoruz ki çalınmış:
İnancımız...
Dualarımız...
Selamlaşmamız...
Duygularımız...
Barışımız...
Aydınlığımız...
Bu hırsız yaman hırsız...
Bekir Coşkun
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Keşke tarihten ders alabilselerdi
HABER, 1979’un 27 Aralık günü bomba gibi patladı.
Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ile kuvvet komutanları Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e bir uyarı mektubu verdi.
Komutanlar, "Siyasi partilerin her türlü terör hareketine karşı bütün önlemleri müştereken almalarını" ısrarla istiyordu.
Uyarı mektubunu alan Cumhurbaşkanı Korutürk gereğini yaparak bunu siyasi partilere iletti.
İktidar, "Bu mektubun muhatabı ben değilim" dedi.
Muhalefet, "Ben hiç değilim. Mektup iktidara uyarıdır" dedi.
Vatandaşlar, anayasal kuruluşlar ise oralı bile olmadı, "Bana ne" dedi.
Ve komutanların özene bezene yazdıkları "uyarı mektubu"nu kimseler üzerine almadı.
Ülkede hiçbir şey düzelmedi.
Mektup da ortada kaldı.
Bir daha mektup gelmedi ama tam 8.5 ay sonra, 12 Eylül 1980 günü darbe geldi.
Mektubu üzerine almayan siyasi partilerin hepsi kapatıldı.
Liderler gözetim altına alındı.
Demokrasi rafa kaldırıldı.
Parlamentonun kapısına kilit vuruldu.
* * *
Bugüne gelirsek...
Birtakım (sayıları pek fazla değil) aklı başında insan "Ülke sürekli geriliyor. Global ekonomik kriz kapımıza geldi dayandı. Bu böyle gitmez" diyor.
Kimse aldırmıyor.
Medya "Gerginlik politikaları kimseye yarar getirmez. Bunu yakın geçmişimizde çok gördük, yaşadık" diyor.
Takan olmuyor.
Türkiye’nin en büyük sivil toplum örgütleri "sağduyu çağrıları" yapma gereğini duyuyorlar.
Başbakan "Ülkeyi biz germiyoruz. Gerenler muhalefetle, medya" diyor.
Muhalefet ise "Sivil toplum örgütlerinin aklı neredeydi? Çağrıyı iktidara yapsınlar. Gerginliğin kaynağı rejimle sürekli kavga eden iktidardır" diyor.
Tıpkı 28 yıl önce olduğu gibi bu kez de "sağduyu çağrısı" ortada kalıyor.
* * *
"Sağduyu çağrısı"na bir şey demiyorum ama sivil toplum örgütlerinin bir hayli geç kaldıkları da bir gerçek.
Bizim sivil toplum örgütleri uyanana kadar "Atı alan çoktaaan Üsküdar’ı geçti."
Bu çağrının bir işe yarayacağını beklemek büyük iyimserlik olur.
Başbakan kürsülere çıkınca efelik yapıp onu bunu tehdit etmekten, herkese çatmaktan vazgeçer mi?
"Biz ve onlar" diyerek toplumu ikiye bölmenin aynı zamanda ülkeyi de bölmek olduğunu anlayabilir mi?
"Benim medyam, benim gazetecim, benim işadamım, benim bürokratım" anlayışını terk edebilir mi?
Elindeki siyasi erki keyfi kullanmayı bırakabilir mi?
Demokrasiye, hukuk devletine saygılı olabilir mi?
Devleti ele geçiren tarikatları temizleyebilir mi?
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni anayasanın ve yasaların sınırları içinde kalarak yönetebilir mi?
Rejimle barışık hale gelebilir mi?
Recep Tayyip Erdoğan bunları yapabilir mi?
Yapabilirse zaten ülkede gerginlik merginlik kalmaz.
Kimsenin de "sağduyu çağrıları" yapmak aklına gelmez.
Tufan Türenç
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ile kuvvet komutanları Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e bir uyarı mektubu verdi.
Komutanlar, "Siyasi partilerin her türlü terör hareketine karşı bütün önlemleri müştereken almalarını" ısrarla istiyordu.
Uyarı mektubunu alan Cumhurbaşkanı Korutürk gereğini yaparak bunu siyasi partilere iletti.
İktidar, "Bu mektubun muhatabı ben değilim" dedi.
Muhalefet, "Ben hiç değilim. Mektup iktidara uyarıdır" dedi.
Vatandaşlar, anayasal kuruluşlar ise oralı bile olmadı, "Bana ne" dedi.
Ve komutanların özene bezene yazdıkları "uyarı mektubu"nu kimseler üzerine almadı.
Ülkede hiçbir şey düzelmedi.
Mektup da ortada kaldı.
Bir daha mektup gelmedi ama tam 8.5 ay sonra, 12 Eylül 1980 günü darbe geldi.
Mektubu üzerine almayan siyasi partilerin hepsi kapatıldı.
Liderler gözetim altına alındı.
Demokrasi rafa kaldırıldı.
Parlamentonun kapısına kilit vuruldu.
* * *
Bugüne gelirsek...
Birtakım (sayıları pek fazla değil) aklı başında insan "Ülke sürekli geriliyor. Global ekonomik kriz kapımıza geldi dayandı. Bu böyle gitmez" diyor.
Kimse aldırmıyor.
Medya "Gerginlik politikaları kimseye yarar getirmez. Bunu yakın geçmişimizde çok gördük, yaşadık" diyor.
Takan olmuyor.
Türkiye’nin en büyük sivil toplum örgütleri "sağduyu çağrıları" yapma gereğini duyuyorlar.
Başbakan "Ülkeyi biz germiyoruz. Gerenler muhalefetle, medya" diyor.
Muhalefet ise "Sivil toplum örgütlerinin aklı neredeydi? Çağrıyı iktidara yapsınlar. Gerginliğin kaynağı rejimle sürekli kavga eden iktidardır" diyor.
Tıpkı 28 yıl önce olduğu gibi bu kez de "sağduyu çağrısı" ortada kalıyor.
* * *
"Sağduyu çağrısı"na bir şey demiyorum ama sivil toplum örgütlerinin bir hayli geç kaldıkları da bir gerçek.
Bizim sivil toplum örgütleri uyanana kadar "Atı alan çoktaaan Üsküdar’ı geçti."
Bu çağrının bir işe yarayacağını beklemek büyük iyimserlik olur.
Başbakan kürsülere çıkınca efelik yapıp onu bunu tehdit etmekten, herkese çatmaktan vazgeçer mi?
"Biz ve onlar" diyerek toplumu ikiye bölmenin aynı zamanda ülkeyi de bölmek olduğunu anlayabilir mi?
"Benim medyam, benim gazetecim, benim işadamım, benim bürokratım" anlayışını terk edebilir mi?
Elindeki siyasi erki keyfi kullanmayı bırakabilir mi?
Demokrasiye, hukuk devletine saygılı olabilir mi?
Devleti ele geçiren tarikatları temizleyebilir mi?
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni anayasanın ve yasaların sınırları içinde kalarak yönetebilir mi?
Rejimle barışık hale gelebilir mi?
Recep Tayyip Erdoğan bunları yapabilir mi?
Yapabilirse zaten ülkede gerginlik merginlik kalmaz.
Kimsenin de "sağduyu çağrıları" yapmak aklına gelmez.
Tufan Türenç
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Prof. Dr. Ergun Özbudun’un anayasa taslağı
AKP tarafından Prof. Dr. Ergun Özbudun başkanlığındaki ekibe hazırlatılan Anayasa’nın taslak çalışmasının siyasal partilerin kapatılmasıyla ilgili 38. maddesini memleketimizin müsvette demokratlarına armağan olarak sunuyorum:
38. MADDE
[Madde 38- (1) Siyasi partilerin tüzük ve programları ile fiilleri, insan haklarına, devletin bağımsızlığı ve bölünmez bütünlüğüne, demokrasiye, cumhuriyete ve laikliğe aykırı olamaz.
(2) Partiler yabancı devletlerden, milletlerarası kuruluşlardan ve Türk tábiyetinde olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddi yardım alamazlar.
(3) Siyasi partiler ticari faaliyette bulunamazlar.
(4) Bir siyasi partinin tüzüğünün veya programının birinci fıkra hükümlerine aykırı görülmesi halinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın talebi üzerine, Anayasa Mahkemesi’nce partiye ihtarda bulunulur. İhtarı izleyen iki ay içinde aykırılık giderilmediği takdirde, ilgili parti hakkında dava açılır.
(5) Bir siyasi partiye birinci fıkra hükümlerine aykırı fiillerinden ötürü yaptırım uygulanmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesi’nce tespit edilmesi halinde karar verilir. Bir siyasi parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun, sürekli ve ciddi tehlike oluşturacak bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca benimsendiği yahut bu fiiller aynı şekilde doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır.
(6) Anayasa Mahkemesi, birinci ve ikinci fıkra hükümlerine aykırılık nedeniyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından açılan davalarda, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasi partinin devlet yardımından kısmen veya tamamen mahrum bırakılmasına ya da kapatılmasına karar verebilir.
(7) Bir siyasi partinin kapatılmasına beyan veya fiilleriyle sebep olan kurucuları dahil üyeleri, Anayasa Mahkemesi’nin kapatmaya ilişkin kesin kararının Resmi Gazete’de gerekçeli olarak yayınlanmasından sonraki ilk milletvekilliği veya mahalli idareler seçimlerinde aday olamazlar.]
FİKİR İDMANI
Taslak maslak, AKP hesabına hazırlanan anayasada da parti kapatma var. Anayasa Mahkemesi’nde dava açma yetkisi gene Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’na ait.
Bir anayasa ve Siyasal Partiler Yasası olacak; siyasal partiler bu anayasa ve yasaya göre kurulacak; partinin milletvekilleri bu anayasaya bağlılık andı içecekler ve daha sonra o anayasanın değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez temel maddelerini değiştirmek konusunda niyet beyan edecekler.
Böyle bir girişim düşünceyi açıklama özgürlüğü kapsamına girer mi, yoksa değişmez maddeyi şiddet kullanarak değiştirmeyi tasarlamak anlamına mı gelir? Ancak şiddetin ve zorla değiştirilmesi mümkün madde üzerinde fikir idmanı yapmanın ülkeye ne gibi bir yararı olabilir? Ya da olabilir mi, kaostan, parçalanmaktan başka?
Özdemir İnce
Hürriyet
www.haberinyeri.net
38. MADDE
[Madde 38- (1) Siyasi partilerin tüzük ve programları ile fiilleri, insan haklarına, devletin bağımsızlığı ve bölünmez bütünlüğüne, demokrasiye, cumhuriyete ve laikliğe aykırı olamaz.
(2) Partiler yabancı devletlerden, milletlerarası kuruluşlardan ve Türk tábiyetinde olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddi yardım alamazlar.
(3) Siyasi partiler ticari faaliyette bulunamazlar.
(4) Bir siyasi partinin tüzüğünün veya programının birinci fıkra hükümlerine aykırı görülmesi halinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın talebi üzerine, Anayasa Mahkemesi’nce partiye ihtarda bulunulur. İhtarı izleyen iki ay içinde aykırılık giderilmediği takdirde, ilgili parti hakkında dava açılır.
(5) Bir siyasi partiye birinci fıkra hükümlerine aykırı fiillerinden ötürü yaptırım uygulanmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesi’nce tespit edilmesi halinde karar verilir. Bir siyasi parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun, sürekli ve ciddi tehlike oluşturacak bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca benimsendiği yahut bu fiiller aynı şekilde doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır.
(6) Anayasa Mahkemesi, birinci ve ikinci fıkra hükümlerine aykırılık nedeniyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından açılan davalarda, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasi partinin devlet yardımından kısmen veya tamamen mahrum bırakılmasına ya da kapatılmasına karar verebilir.
(7) Bir siyasi partinin kapatılmasına beyan veya fiilleriyle sebep olan kurucuları dahil üyeleri, Anayasa Mahkemesi’nin kapatmaya ilişkin kesin kararının Resmi Gazete’de gerekçeli olarak yayınlanmasından sonraki ilk milletvekilliği veya mahalli idareler seçimlerinde aday olamazlar.]
FİKİR İDMANI
Taslak maslak, AKP hesabına hazırlanan anayasada da parti kapatma var. Anayasa Mahkemesi’nde dava açma yetkisi gene Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’na ait.
Bir anayasa ve Siyasal Partiler Yasası olacak; siyasal partiler bu anayasa ve yasaya göre kurulacak; partinin milletvekilleri bu anayasaya bağlılık andı içecekler ve daha sonra o anayasanın değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez temel maddelerini değiştirmek konusunda niyet beyan edecekler.
Böyle bir girişim düşünceyi açıklama özgürlüğü kapsamına girer mi, yoksa değişmez maddeyi şiddet kullanarak değiştirmeyi tasarlamak anlamına mı gelir? Ancak şiddetin ve zorla değiştirilmesi mümkün madde üzerinde fikir idmanı yapmanın ülkeye ne gibi bir yararı olabilir? Ya da olabilir mi, kaostan, parçalanmaktan başka?
Özdemir İnce
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Rahatsızsan sen bas geri!
SAĞDUYU, güzel laf.
Süslü.
Kulağa hoş geliyor.
Limon sıkmak istemem ama...
Yuvarlak.
İçi boş.
Tın tın bir laftır aslında.
*
Çünkü...
"Sağduyu denilen, 18 yaşına kadar zihinde depolanan önyargıların toplamıdır" demiş Einstein.
Yani?
İzafidir!
*
İkisi de hukukçu.
İkisinde de sağduyu var...
Ama, Bülent Arınç’ınki başkadır.
Başsavcı Yalçınkaya’nınki başka.
*
İkisi de Diyarbakırlı.
İkisi de seçimle geldi.
Osman Baydemir ile Oktay Vural’ın sağduyuları aynı mıdır? Seçimle gelen, öbür Diyarbakırlı, Aziz Yıldırım’ın?
*
Tarikat yuvasında yetişen bir çocukla, saygın öğretmenlerimiz tarafından yetiştirilen bir çocuğun sağduyularının ortak olması mümkün mü? Üniversitelerin sağduyusu, Erdoğan Teziç midir, Yusuf Ziya Özcan mıdır? Aynı cumhurun başı olan Ahmet Necdet Sezer ile Abdullah Gül, hangi cumhurun sağduyusudur? Kimin sağduyusuna göre hareket edeceğiz diye, referandum mu yapacağız?
*
"Ortak akıl"sa aradığımız...
1919’da konmuş onun adı.
*
Bırakın yuvarlak lafları.
"Herkes bir adım geri gitsin" filan.
Yok öyle!
Atatürk Cumhuriyeti burası...
Mehter takımı değil.
Yılmaz Özdil
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Süslü.
Kulağa hoş geliyor.
Limon sıkmak istemem ama...
Yuvarlak.
İçi boş.
Tın tın bir laftır aslında.
*
Çünkü...
"Sağduyu denilen, 18 yaşına kadar zihinde depolanan önyargıların toplamıdır" demiş Einstein.
Yani?
İzafidir!
*
İkisi de hukukçu.
İkisinde de sağduyu var...
Ama, Bülent Arınç’ınki başkadır.
Başsavcı Yalçınkaya’nınki başka.
*
İkisi de Diyarbakırlı.
İkisi de seçimle geldi.
Osman Baydemir ile Oktay Vural’ın sağduyuları aynı mıdır? Seçimle gelen, öbür Diyarbakırlı, Aziz Yıldırım’ın?
*
Tarikat yuvasında yetişen bir çocukla, saygın öğretmenlerimiz tarafından yetiştirilen bir çocuğun sağduyularının ortak olması mümkün mü? Üniversitelerin sağduyusu, Erdoğan Teziç midir, Yusuf Ziya Özcan mıdır? Aynı cumhurun başı olan Ahmet Necdet Sezer ile Abdullah Gül, hangi cumhurun sağduyusudur? Kimin sağduyusuna göre hareket edeceğiz diye, referandum mu yapacağız?
*
"Ortak akıl"sa aradığımız...
1919’da konmuş onun adı.
*
Bırakın yuvarlak lafları.
"Herkes bir adım geri gitsin" filan.
Yok öyle!
Atatürk Cumhuriyeti burası...
Mehter takımı değil.
Yılmaz Özdil
Hürriyet
www.haberinyeri.net
27 Mart 2008 Perşembe
Kara Kalemler
Halka ve Olaylara Tercüman gazetesi "Ergenekon"un kara kalemlerini yazdı. Yeni Şafak, Star ve Taraf'ın Atatürkçüler'i yalan Ergenekon manşetleriyle çeteci ilan ederek karaladığına dikkat çeken Tercüman, Cumhuriyet, ve Cumhuriyetçileri hedef alan Ahmet altan, Şamil Tayyar, Fehmi Koru ve Ergun Babahan'ın kim olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
"Yeni Şafak, Star, Taraf, Atatürkçüler'i yalan Ergenekon manşetleriyle çeteci ilan ediyor karalıyor, Cumhuriyetçileri hedef gösteriyor. Şimdi halk soruyor: Bunlar kimin talimatı? Gazeteciyiz diye geçinen bir kısım yazar tayfası, Türkiye'yi zora sokmak için harekete geçti. Cumhuriyetçi isimler yayın yasağına rağmen Ergenekon'la karalanıyor, infaz ediliyor." Bu sözler bugünkü Tercüman gazetesinden... 8 sütundan verilen haberde "Ergenekon" tertibi ile Ahmet Altan, Şamil Tayyar, Fehmi Koru ve Ergün Babahan'ın Cumhuriyetçi aydınlara çamur kara kalemleri yazdı.
İDDİANEME YALANI
Taraf gazetesi, “AKP hakkında 14 Mart 2008’de açılan kapatma davasından iki gün önce, Ergenekon operasyonu kapsamında gözaltına alınan bir kişinin bilgisayarında Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya tarafından AKP’nin kapatılmasına ilişkin hazırladığı iddianamenin nüshası bulundu" şeklinde bir haber yayınladı ve dikkatleri bu yöne çekti. Oysa teknik olarak dava açıldıktan 2 gün sonra da bilgisayara indirilmiş olabilirdi. Çünkü, bilgisayardaki tarihin doğru olup olmadığı meçhul. Ama maksat zihinler bulansın. Aynı gazete, Ergenekon için ilk tutuklamalar yapıldığında, keyifle “Kızıl Elma hoşaf oldu” manşetini atmakla tıynetini belli etmişti. PKK’lı hainlere ‘terörist’ dememeyi ilke edinenler, söz konusu ulusalcılar olunca ağızlarına geleni söylemekten çekinmiyorlar.
YARGITAY KROKİSİ YALANI
Taraf'ın yayınladığı, kenarından köşesinden Yeni Şafak ve Star gazetelerinin de yer verdiği “İşçi Partisi’nde kuşkulu yargıtay krokisi” başlıklı haberde, sözde sis perdesi aralanırken, zihinler biraz daha örtülüyor. Söz konusu haberde İşçi Partisi Genel Merkezi’nde bulunan CD’lerin birinden Yargıtay’ın ayrıntılı krokisinin çıktığı iddia edildi. Krokinin okunabilmesi için hazırlanan ‘kroki açılımı’ ise krokinin bir suikast için hazırlandığı kuşkusu uyandırdı.” Oysa, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in eşi Şule Perinçek, haber üzerine yaptığı araştırmada, Yargıtay krokisinin, eşi gözaltına alınmadan önce Alkım Kitabevi’nin Ankara’daki ofisinden partiye fakslandığını saptadı. Kroki haberi ise Alkım’ın çıkardığı Taraf Gazetesi’nde yer almıştı.
YARGITAY'DA FİŞLEME YALANI
İki gün üst üste habere konu edilen CD’de, Yargıtay üyeleri hakkında özel bilgiler bulunduğu ve Yargıtay üyelerinin Fethullahçılar, Nakşiler, MHP’liler, Kürtler ve Tunceliler başlığı altında ‘not’ edildiği, Yargıtay Başsavcısı’nın babasıyla ilgili bilgiler bulunduğu iddia ediliyor. Yine aynı gazete, Yargıtay Başsavcısı’nın AKP hakkında kapatma davası açması üzerine, Yalçınkaya hakkında suç duyurusunda bulunmuş ve okurlarını da bu yönde kampanyaya katılmaya teşvik etmişti. Amaç AKP’yi korumak değil, DTP hakkındaki davanın öcünü almaktı.
SABAH'IN GAYRETKEŞLİĞİ
Ergenekon Operasyonu kapsamında ilk tutuklamalar başladığında, 27 Ocak 2008 günü Sabah gazetesi, "1 numaranın talimatı var" başlıklı haberinde, “Ergenekon'un üst düzey asker olarak Veli Küçük’ün adı bugüne kadar 1 numara olarak sanılırken, bunun böyle olmadığı öne sürüldü. İddiaya göre lider, Veli Küçük’ün 1965’te mezun olduğu Kara Harp Okulu’ndan devre arkadaşı” iddiasında bulunmuştu. Haberde, tutuklanan Kuvayı Milliye Derneği Başkan Yardımcısı Hüseyin Görüm de 1 numaranın Korgeneral Hasan Kundakçı olduğunu öne sürmüştü. Habere göre, 2009’da darbe planladıkları ortaya çıkan Ergenekon örgütündeki 1 numaranın ise Türkiye’deki tüm çete oluşumlarının başında olduğu saptandı. Ergun Babahan yönetimindeki Sabah, emekli olan Veli Küçük’ün sivil resmi yerine, Tuğgeneral resmi giysili fotoğrafını yayınlayarak oluşumun ordunun üst katmanlarına uzandığı izlenimini vermek gayretkeşliği içinde göründü.
SATIR ARALARINDAKİ HEDEFLER
Yeni Şafak yazarı Fehmi Koru, Taha Kıvanç müstearıyla yazdığı yazılarında önce İlhan Selçuk’un adını üstü kapalı verdikten sonra cepheyi genişletti ve Ergenekon’un uzanabileceği isimlere yer verdi: "Biliyorsunuz, geçmişte Milli Güvenlik Kurulu’nda görev yapmış kuvvet komutanı düzeyindeki bazı subaylar emeklilik sonrası Cumhuriyet Gazetesi Vakfı yönetimine girdiler. Bunlardan biri Aytaç Yalman, diğeri Şener Eruygur... Eruygur aynı zamanda Atatürkçü Düşünce Derneği’nin de başkanı. Bu arada yine eski komutanlardan Doğu Silahçıoğlu da Cumhuriyet’e yazılarıyla sürekli katkıda bulunuyor."
ALTAN'IN KEHANETLERİ
Taraf’In Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan, yayın yasağı olmasına rağmen Ergenekon’la ilgili haberleri bir taraftan gazetesinde en ince ayrıntılarına kadar verirken, kendi köşesinde de ilginç saptamalarda bulunuyor. Altan, 17 Mart 2008’deki “Darbeci Kemalizm, Devletten Kazınacak” başlıklı yazısında “Bir iki hafta içinde “korkunç” bir olayla karşılaşacağız” diyordu. Bu yazıdan birkaç gün sonra Perinçek, Alemdaroğlu ve Selçuk gözaltına alınmıştı. Altan, “Demokrasi yanlıları derhal Ergenekon çetesinin dışarıda kalanlarını tutuklayacaktır” diyerek AKP karşıtlarını hedef göstermişti.
TAYYAR'IN KEHANETLERİ
Star Gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar, Ergenekon hakkında en fazla yazıyı yazan ve konuşan gazeteci. Tayyar, Selçuk, Perinçek, Alemdaroğlu’nun gözaltına alınmasının ardından medyadan çok ünlü isimlerin gözaltına alınabileceğini de açıkladı. Tayyar, Star’da yazdığı bir başka yazısında adeta Ergenekon’un ‘’darbe’’ planını deşifre etti. Tayyar, daha önce zamanın Genelkurmay Başkanı Özkök ve Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’tan istediği desteği bulamayan örgütün 2009 yılında göreve gelecek Genelkurmay başkanını beklediğini yazdı.
www.haberinyeri.net
"Yeni Şafak, Star, Taraf, Atatürkçüler'i yalan Ergenekon manşetleriyle çeteci ilan ediyor karalıyor, Cumhuriyetçileri hedef gösteriyor. Şimdi halk soruyor: Bunlar kimin talimatı? Gazeteciyiz diye geçinen bir kısım yazar tayfası, Türkiye'yi zora sokmak için harekete geçti. Cumhuriyetçi isimler yayın yasağına rağmen Ergenekon'la karalanıyor, infaz ediliyor." Bu sözler bugünkü Tercüman gazetesinden... 8 sütundan verilen haberde "Ergenekon" tertibi ile Ahmet Altan, Şamil Tayyar, Fehmi Koru ve Ergün Babahan'ın Cumhuriyetçi aydınlara çamur kara kalemleri yazdı.
İDDİANEME YALANI
Taraf gazetesi, “AKP hakkında 14 Mart 2008’de açılan kapatma davasından iki gün önce, Ergenekon operasyonu kapsamında gözaltına alınan bir kişinin bilgisayarında Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya tarafından AKP’nin kapatılmasına ilişkin hazırladığı iddianamenin nüshası bulundu" şeklinde bir haber yayınladı ve dikkatleri bu yöne çekti. Oysa teknik olarak dava açıldıktan 2 gün sonra da bilgisayara indirilmiş olabilirdi. Çünkü, bilgisayardaki tarihin doğru olup olmadığı meçhul. Ama maksat zihinler bulansın. Aynı gazete, Ergenekon için ilk tutuklamalar yapıldığında, keyifle “Kızıl Elma hoşaf oldu” manşetini atmakla tıynetini belli etmişti. PKK’lı hainlere ‘terörist’ dememeyi ilke edinenler, söz konusu ulusalcılar olunca ağızlarına geleni söylemekten çekinmiyorlar.
YARGITAY KROKİSİ YALANI
Taraf'ın yayınladığı, kenarından köşesinden Yeni Şafak ve Star gazetelerinin de yer verdiği “İşçi Partisi’nde kuşkulu yargıtay krokisi” başlıklı haberde, sözde sis perdesi aralanırken, zihinler biraz daha örtülüyor. Söz konusu haberde İşçi Partisi Genel Merkezi’nde bulunan CD’lerin birinden Yargıtay’ın ayrıntılı krokisinin çıktığı iddia edildi. Krokinin okunabilmesi için hazırlanan ‘kroki açılımı’ ise krokinin bir suikast için hazırlandığı kuşkusu uyandırdı.” Oysa, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in eşi Şule Perinçek, haber üzerine yaptığı araştırmada, Yargıtay krokisinin, eşi gözaltına alınmadan önce Alkım Kitabevi’nin Ankara’daki ofisinden partiye fakslandığını saptadı. Kroki haberi ise Alkım’ın çıkardığı Taraf Gazetesi’nde yer almıştı.
YARGITAY'DA FİŞLEME YALANI
İki gün üst üste habere konu edilen CD’de, Yargıtay üyeleri hakkında özel bilgiler bulunduğu ve Yargıtay üyelerinin Fethullahçılar, Nakşiler, MHP’liler, Kürtler ve Tunceliler başlığı altında ‘not’ edildiği, Yargıtay Başsavcısı’nın babasıyla ilgili bilgiler bulunduğu iddia ediliyor. Yine aynı gazete, Yargıtay Başsavcısı’nın AKP hakkında kapatma davası açması üzerine, Yalçınkaya hakkında suç duyurusunda bulunmuş ve okurlarını da bu yönde kampanyaya katılmaya teşvik etmişti. Amaç AKP’yi korumak değil, DTP hakkındaki davanın öcünü almaktı.
SABAH'IN GAYRETKEŞLİĞİ
Ergenekon Operasyonu kapsamında ilk tutuklamalar başladığında, 27 Ocak 2008 günü Sabah gazetesi, "1 numaranın talimatı var" başlıklı haberinde, “Ergenekon'un üst düzey asker olarak Veli Küçük’ün adı bugüne kadar 1 numara olarak sanılırken, bunun böyle olmadığı öne sürüldü. İddiaya göre lider, Veli Küçük’ün 1965’te mezun olduğu Kara Harp Okulu’ndan devre arkadaşı” iddiasında bulunmuştu. Haberde, tutuklanan Kuvayı Milliye Derneği Başkan Yardımcısı Hüseyin Görüm de 1 numaranın Korgeneral Hasan Kundakçı olduğunu öne sürmüştü. Habere göre, 2009’da darbe planladıkları ortaya çıkan Ergenekon örgütündeki 1 numaranın ise Türkiye’deki tüm çete oluşumlarının başında olduğu saptandı. Ergun Babahan yönetimindeki Sabah, emekli olan Veli Küçük’ün sivil resmi yerine, Tuğgeneral resmi giysili fotoğrafını yayınlayarak oluşumun ordunun üst katmanlarına uzandığı izlenimini vermek gayretkeşliği içinde göründü.
SATIR ARALARINDAKİ HEDEFLER
Yeni Şafak yazarı Fehmi Koru, Taha Kıvanç müstearıyla yazdığı yazılarında önce İlhan Selçuk’un adını üstü kapalı verdikten sonra cepheyi genişletti ve Ergenekon’un uzanabileceği isimlere yer verdi: "Biliyorsunuz, geçmişte Milli Güvenlik Kurulu’nda görev yapmış kuvvet komutanı düzeyindeki bazı subaylar emeklilik sonrası Cumhuriyet Gazetesi Vakfı yönetimine girdiler. Bunlardan biri Aytaç Yalman, diğeri Şener Eruygur... Eruygur aynı zamanda Atatürkçü Düşünce Derneği’nin de başkanı. Bu arada yine eski komutanlardan Doğu Silahçıoğlu da Cumhuriyet’e yazılarıyla sürekli katkıda bulunuyor."
ALTAN'IN KEHANETLERİ
Taraf’In Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan, yayın yasağı olmasına rağmen Ergenekon’la ilgili haberleri bir taraftan gazetesinde en ince ayrıntılarına kadar verirken, kendi köşesinde de ilginç saptamalarda bulunuyor. Altan, 17 Mart 2008’deki “Darbeci Kemalizm, Devletten Kazınacak” başlıklı yazısında “Bir iki hafta içinde “korkunç” bir olayla karşılaşacağız” diyordu. Bu yazıdan birkaç gün sonra Perinçek, Alemdaroğlu ve Selçuk gözaltına alınmıştı. Altan, “Demokrasi yanlıları derhal Ergenekon çetesinin dışarıda kalanlarını tutuklayacaktır” diyerek AKP karşıtlarını hedef göstermişti.
TAYYAR'IN KEHANETLERİ
Star Gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar, Ergenekon hakkında en fazla yazıyı yazan ve konuşan gazeteci. Tayyar, Selçuk, Perinçek, Alemdaroğlu’nun gözaltına alınmasının ardından medyadan çok ünlü isimlerin gözaltına alınabileceğini de açıkladı. Tayyar, Star’da yazdığı bir başka yazısında adeta Ergenekon’un ‘’darbe’’ planını deşifre etti. Tayyar, daha önce zamanın Genelkurmay Başkanı Özkök ve Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’tan istediği desteği bulamayan örgütün 2009 yılında göreve gelecek Genelkurmay başkanını beklediğini yazdı.
www.haberinyeri.net
Utanmak...
"BU devirde parti kapatmak utanılacak bir şey" diyorlar.
Ki ben onları gazete köşelerinde olsun, televizyonlarda olsun, orada-burada olsun görüyorum, bir gözleri küçülmüş:
"Neyi var arkadaşın?.."
"Utandı..."
"Neden?..
"Bu devirde parti kapatılmasından..."
*
Ama bu devirde laik cumhuriyete karşı suçlar işlenirken; suç işleyen partiye yalakalık yapmaktan utanmadılar.
Suçun işlenmesinden değil de, suça ceza verilmesinden utanıyorlar.
Siz hiç duydunuz mu; diyelim ki mahkemenin huzurunda hırsız utanmıyor. Ama hákim utanmış masanın altında, mübaşir çıkartamıyor...
Şimdi de cezadan kurtulmak için ilgili ceza maddesini çıkartmaya çalışıyorlar Anayasa’dan.
Dünyada görülmüş şey değil.
Suç duruyor da ceza kalkıyor.
Bundan da utanan yok.
*
Belki arkadaşlar hukuktan utanmıyorlar da demokrasiye karşı hassasiyetleri mi var desem...
Değil...
Çünkü demokrasimizin yüz karasıdır; genel seçimlerde kömür-nohut ile oy toplamak.
Ama utanmamışlardı.
Pekiiii...
Demokrasinin "dokunulmazlık" zımbırtısının altına; zimmet, suiistimal, evrakta sahtecilik, kayıp trilyonlar, rüşvet, hile ile çıkar sağlama gibi suçları doldurup... "Dokunulmazlık" adı altında yüz kızartıcı suçlardan kaytarmak utandırmaz mı insanı?..
Utanan yoktu...
*
Bakın; herkes AB’ye kavuşacağımızı beklerken, Arabistan’a döndü Türkiye...
Tepeden tırnağa gericilere teslim olmuş, yarından endişeleri ve korkuları olan bir ülkenin fertleriyiz artık.
Bunda gericilerin eteğine tutunmuş ahmak Türk demokratlarının payı yok mu?
Ama ne yapacaksınız, bu ülkenin ufkunu karartmaktan utanmadılar da, suç işleyen varsa hesap sorulmasından utanıyorlar...
Utanmanın utanılmazlığıdır bu...
Bekir Coşkun
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Ki ben onları gazete köşelerinde olsun, televizyonlarda olsun, orada-burada olsun görüyorum, bir gözleri küçülmüş:
"Neyi var arkadaşın?.."
"Utandı..."
"Neden?..
"Bu devirde parti kapatılmasından..."
*
Ama bu devirde laik cumhuriyete karşı suçlar işlenirken; suç işleyen partiye yalakalık yapmaktan utanmadılar.
Suçun işlenmesinden değil de, suça ceza verilmesinden utanıyorlar.
Siz hiç duydunuz mu; diyelim ki mahkemenin huzurunda hırsız utanmıyor. Ama hákim utanmış masanın altında, mübaşir çıkartamıyor...
Şimdi de cezadan kurtulmak için ilgili ceza maddesini çıkartmaya çalışıyorlar Anayasa’dan.
Dünyada görülmüş şey değil.
Suç duruyor da ceza kalkıyor.
Bundan da utanan yok.
*
Belki arkadaşlar hukuktan utanmıyorlar da demokrasiye karşı hassasiyetleri mi var desem...
Değil...
Çünkü demokrasimizin yüz karasıdır; genel seçimlerde kömür-nohut ile oy toplamak.
Ama utanmamışlardı.
Pekiiii...
Demokrasinin "dokunulmazlık" zımbırtısının altına; zimmet, suiistimal, evrakta sahtecilik, kayıp trilyonlar, rüşvet, hile ile çıkar sağlama gibi suçları doldurup... "Dokunulmazlık" adı altında yüz kızartıcı suçlardan kaytarmak utandırmaz mı insanı?..
Utanan yoktu...
*
Bakın; herkes AB’ye kavuşacağımızı beklerken, Arabistan’a döndü Türkiye...
Tepeden tırnağa gericilere teslim olmuş, yarından endişeleri ve korkuları olan bir ülkenin fertleriyiz artık.
Bunda gericilerin eteğine tutunmuş ahmak Türk demokratlarının payı yok mu?
Ama ne yapacaksınız, bu ülkenin ufkunu karartmaktan utanmadılar da, suç işleyen varsa hesap sorulmasından utanıyorlar...
Utanmanın utanılmazlığıdır bu...
Bekir Coşkun
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Toplantı...
- Beyler, borsa düşüyor...
- Sezer’in işidir, o yaptı diyelim.
- Sezer emekli oldu birader...
- Başsavcı’nın yüzünden diyelim.
- Bak, o olur...
- 10 milyar dolar kaçırdı diyelim.
- 20 diyelim, 20!
- Bi dakka arayayım şu şişmanı, "Alo, benim ben... 25 milyar dolar kaçırdı diye yaz... 35 mi yazdın? İyi, değiştirme o zaman, 35 milyar dolar kaçırdı yaz... Öbürlerini de ara, onlar da yazsın."
- Dolara n’apçaz?
- 2 sıfır daha atalım.
- Kalmadı ki sıfır... Dedim ben size, bi defada 6’sı birden atılmasın diye, 4’ü atılsaydı, 2’sini de şimdi atardık, yırtardık.
- Valla hiç boşuna kafa yormayalım arkadaş, direkt Euro’ya geçelim, herkes Euro kullansın, indi çıktı stresi olmaz.
- Riyal’e geçsek...
- Dur be kardeşim! Zaten başımız dertte, riyal miyal yumurtlama...
- E canım, İran Riyali demeyiz, Suudi Riyali deriz, ne var bunda? Hacılara da kolaylık olur. Bi taşla iki kuş.
- Kürşat, çıkar şunu kardeşim toplantıdan, gözünü seveyim...
- Gel abi sen, hava alalım biraz.
- Malezya Ringgit’i desek...
- Abi, ölümü öp, çıkalım!
- Tövbe tövbe, ne diyoduk?
- Dolara n’apçaz?
- Başsavcı maaşını komple dolara yatırdı, pariteyi kasten zıplattı diyelim.
- Yerler mi?
- Yemesine yerler de, adamın maaşı 4 bin lira falan... Bizim maaşları da kurcalarlar sonra, akıllarına getirmeyelim.
- Şimdi bakın şöyle yapalım... Başsavcı bu işi çıkarınca Dow Jones düştü, petrol fiyatları yükseldi, petrol yükselince dolar da yükseldi diyelim.
- Hay aklınla bin yaşa!
- İşsizliği de savcıya yıksak mı?
- Yık sen, yık...
- İtiraz edene kömür takviyesi yapın, içeri girenlerin fotoğraflarını da koyun, ülkeyi yıkcaklar, ekonomiyi batırcaklar falan deyin.
*
- Abi...
- Ne?
- Borsa yükselişe geçti...
- Yapma!
- Valla... Dolar da iniyor iyi mi.
- İstikrar deyin o zaman... Ara şişmanı, istikrar yazsın. Piyasa, Başsavcı’ya kulak asmadı yazsın... Çok fena rezil oldu desin.
- İşsizliğe ne desin?
- Onu demesin.
Yılmaz Özdil
Hürriyet
www.haberinyeri.net
- Sezer’in işidir, o yaptı diyelim.
- Sezer emekli oldu birader...
- Başsavcı’nın yüzünden diyelim.
- Bak, o olur...
- 10 milyar dolar kaçırdı diyelim.
- 20 diyelim, 20!
- Bi dakka arayayım şu şişmanı, "Alo, benim ben... 25 milyar dolar kaçırdı diye yaz... 35 mi yazdın? İyi, değiştirme o zaman, 35 milyar dolar kaçırdı yaz... Öbürlerini de ara, onlar da yazsın."
- Dolara n’apçaz?
- 2 sıfır daha atalım.
- Kalmadı ki sıfır... Dedim ben size, bi defada 6’sı birden atılmasın diye, 4’ü atılsaydı, 2’sini de şimdi atardık, yırtardık.
- Valla hiç boşuna kafa yormayalım arkadaş, direkt Euro’ya geçelim, herkes Euro kullansın, indi çıktı stresi olmaz.
- Riyal’e geçsek...
- Dur be kardeşim! Zaten başımız dertte, riyal miyal yumurtlama...
- E canım, İran Riyali demeyiz, Suudi Riyali deriz, ne var bunda? Hacılara da kolaylık olur. Bi taşla iki kuş.
- Kürşat, çıkar şunu kardeşim toplantıdan, gözünü seveyim...
- Gel abi sen, hava alalım biraz.
- Malezya Ringgit’i desek...
- Abi, ölümü öp, çıkalım!
- Tövbe tövbe, ne diyoduk?
- Dolara n’apçaz?
- Başsavcı maaşını komple dolara yatırdı, pariteyi kasten zıplattı diyelim.
- Yerler mi?
- Yemesine yerler de, adamın maaşı 4 bin lira falan... Bizim maaşları da kurcalarlar sonra, akıllarına getirmeyelim.
- Şimdi bakın şöyle yapalım... Başsavcı bu işi çıkarınca Dow Jones düştü, petrol fiyatları yükseldi, petrol yükselince dolar da yükseldi diyelim.
- Hay aklınla bin yaşa!
- İşsizliği de savcıya yıksak mı?
- Yık sen, yık...
- İtiraz edene kömür takviyesi yapın, içeri girenlerin fotoğraflarını da koyun, ülkeyi yıkcaklar, ekonomiyi batırcaklar falan deyin.
*
- Abi...
- Ne?
- Borsa yükselişe geçti...
- Yapma!
- Valla... Dolar da iniyor iyi mi.
- İstikrar deyin o zaman... Ara şişmanı, istikrar yazsın. Piyasa, Başsavcı’ya kulak asmadı yazsın... Çok fena rezil oldu desin.
- İşsizliğe ne desin?
- Onu demesin.
Yılmaz Özdil
Hürriyet
www.haberinyeri.net
26 Mart 2008 Çarşamba
Şule Perinçek de Emniyet'te
Ergenekon tertibi kapsamında tutuklanan Doğu Perinçek'in eşi Şule Perinçek ifade vermek için İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne gitti. Şule Perinçek, Cumhuriyet gazetesi İmtiyaz Sahibi İlhan Selçuk'u da ziyaret etti.
Emniyet Müdürlüğü binasına geldi.Binaya girişi sırasında habercilerin sorularını yanıtlayan Şule Perinçek "polis beni ifademe başvurmak için çağırdı.
Bizim de gazetelerden öğrendiğimiz Yargıtay krokisiyle ilgili çağrıldım" diye konuştu.
Perinçek daha sonra terörle mücadele şubesinin bulunduğu C / Bloğa girdi.
Öte yandan Şule Perinçek, Cumhuriyet gazetesi İmtiyaz Sahibi İlhan Selçuk'u ziyaret etti. İP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul İl Başkanı Erkan Önsel, Genel Başkan Yardımcısı Servet Cömert ve Merkez Karar Kurulu Üyesi Haluk Dural ile Cumhuriyet gazetesine giden Perinçek, Selçuk ile bir süre görüştü.
Şule Perinçek, "Sayın İlhan Selçuk'a ve Cumhuriyet gazetesine, başarılarının ve mücadelelerinin devamı konusunda dileklerimizi iletmeye geldik" dedi.
www.haberinyeri.net
Emniyet Müdürlüğü binasına geldi.Binaya girişi sırasında habercilerin sorularını yanıtlayan Şule Perinçek "polis beni ifademe başvurmak için çağırdı.
Bizim de gazetelerden öğrendiğimiz Yargıtay krokisiyle ilgili çağrıldım" diye konuştu.
Perinçek daha sonra terörle mücadele şubesinin bulunduğu C / Bloğa girdi.
Öte yandan Şule Perinçek, Cumhuriyet gazetesi İmtiyaz Sahibi İlhan Selçuk'u ziyaret etti. İP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul İl Başkanı Erkan Önsel, Genel Başkan Yardımcısı Servet Cömert ve Merkez Karar Kurulu Üyesi Haluk Dural ile Cumhuriyet gazetesine giden Perinçek, Selçuk ile bir süre görüştü.
Şule Perinçek, "Sayın İlhan Selçuk'a ve Cumhuriyet gazetesine, başarılarının ve mücadelelerinin devamı konusunda dileklerimizi iletmeye geldik" dedi.
www.haberinyeri.net
Akp Kapatılsın
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın AKP hakkında açtığı kapatma davasına ilişkin tüm gözler Anayasa Mahkemesi’ne çevrildi. 14 Mart Cuma günü açılan kapatma davasının kabul edilip edilmeyeceğine ilişkin yapılan ilk incelemenin bittiği ve konuyu inceleyen raportör Dr. Osman Can’ın ‘davanın kabulü’ yönünde görüş bildirdiği öğrenildi.
Resmi bir ziyaret için 21 Mart günü Abu Dabi’ye giden Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın bugün Ankara’ya dönmesi bekleniyor. Anayasa Mahkemesi çevreleri, raportör Can’ın hazırladığı raporu yarın Mahkeme Başkanı Kılıç’a sunmasının beklendiğini belirterek, “Başkan, raporu 28 Mart Cuma veya 31 Mart pazartesi gündemine alınıp alınmayacağına karar verecek” değerlendirmesinde bulundular.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, bir siyasi partinin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne açılan davalarda, “ceza davası” prosedürü izleniyor. Mahkeme heyeti, raportörün görüşü doğrultusunda veya aksi yönde bir karar alabilecek. Mahkeme heyeti, ilk inceleme raporundan sonra başvuruda bir eksiklik olup olmadığına bakacak. Herhangi bir eksiklik bulunmazsa “tensip tutanağı’ hazırlanacak. Bu tutanakta kapatma davası sürecinde izlenecek yöntem belirlenecek. Bu yöntem ile birlikte iddianame, ön savunmanın hazırlanabilmesi için AKP’ye gönderilecek.
KAPATMA DAVASINDA NİTELİKLİ OY ARANACAK
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya AKP hakkında laikliğe karşı eylemlerin odağı olduğu iddiasıyla kapatma talebiyle açtığı davada Anayasa Mahkemesi’nde kapatma kararı için 11 üyenin en az 7’sinin oyu aranacak.
AKP’nin, Anayasa Mahkemesi'nin evrakları göndermesinin ardından yasal bir aylık süre içinde ön savunmasını vermesi gerekiyor. Bu sürenin uzatılması için yapılabilecek başvuruyu Anayasa Mahkemesi karara bağlayacak. Anayasa Mahkemesi çevreleri, “DTP ye ön savunma yapması için ek bir aylık süre verildi. AKP ye daha uzun süre verilebilir. Çünkü, DTP hakkında açılan kapatma davasında 4 klasör vardı. AKP hakkında açılan kapatma davasında 17 klasör mevcut. Savunma hakkı kutsaldır. Bu nedenle AKP nin savunma için talep edeceği süre konusunda hassas davranılır” yorumunu yaptılar.
Ön savunmanın ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, esas hakkındaki görüşünü sunacak. Bu görüş AKP’ye de gönderilecek. Daha sonra belirlenecek bir tarihte Yalçınkaya sözlü açıklama, AKP yetkilileri de sözlü savunma yapacaklar. Bütün bu sürecin ardından, davaya ilişkin bilgi, belgeleri toplayacak raportör esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Bu işlemler sürerken, gerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı gerekse davalı AKP ek delil veya yazılı ek savunma verebilecek.
Raporun Anayasa Mahkemesi’nin 11 üyesine dağıtılmasının ardından, Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç bir toplantı günü belirleyecek, üyeler belirlenen günde biraya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacaklar.
AKP hakkındaki kapatma davasını, 11 kişiden oluşan Anayasa Mahkemesi heyeti karara bağlayacak. Asıl üyelerden herhangi birinin bulunmaması veya emekliye ayrılması halinde 4 yedek üyeden en kıdemlileri heyete katılacak. Anayasa’da son yapılan değişiklikle bir siyasi partinin kapatılmasına karar verilebilmesi için nitelikli çoğunluğun oyu aranacak. Buna göre, kapatma kararı için Anayasa Mahkemesi’nin 11 asıl üyesinin en az 7’sinin oyu gerekecek.
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Resmi bir ziyaret için 21 Mart günü Abu Dabi’ye giden Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın bugün Ankara’ya dönmesi bekleniyor. Anayasa Mahkemesi çevreleri, raportör Can’ın hazırladığı raporu yarın Mahkeme Başkanı Kılıç’a sunmasının beklendiğini belirterek, “Başkan, raporu 28 Mart Cuma veya 31 Mart pazartesi gündemine alınıp alınmayacağına karar verecek” değerlendirmesinde bulundular.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, bir siyasi partinin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne açılan davalarda, “ceza davası” prosedürü izleniyor. Mahkeme heyeti, raportörün görüşü doğrultusunda veya aksi yönde bir karar alabilecek. Mahkeme heyeti, ilk inceleme raporundan sonra başvuruda bir eksiklik olup olmadığına bakacak. Herhangi bir eksiklik bulunmazsa “tensip tutanağı’ hazırlanacak. Bu tutanakta kapatma davası sürecinde izlenecek yöntem belirlenecek. Bu yöntem ile birlikte iddianame, ön savunmanın hazırlanabilmesi için AKP’ye gönderilecek.
KAPATMA DAVASINDA NİTELİKLİ OY ARANACAK
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya AKP hakkında laikliğe karşı eylemlerin odağı olduğu iddiasıyla kapatma talebiyle açtığı davada Anayasa Mahkemesi’nde kapatma kararı için 11 üyenin en az 7’sinin oyu aranacak.
AKP’nin, Anayasa Mahkemesi'nin evrakları göndermesinin ardından yasal bir aylık süre içinde ön savunmasını vermesi gerekiyor. Bu sürenin uzatılması için yapılabilecek başvuruyu Anayasa Mahkemesi karara bağlayacak. Anayasa Mahkemesi çevreleri, “DTP ye ön savunma yapması için ek bir aylık süre verildi. AKP ye daha uzun süre verilebilir. Çünkü, DTP hakkında açılan kapatma davasında 4 klasör vardı. AKP hakkında açılan kapatma davasında 17 klasör mevcut. Savunma hakkı kutsaldır. Bu nedenle AKP nin savunma için talep edeceği süre konusunda hassas davranılır” yorumunu yaptılar.
Ön savunmanın ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, esas hakkındaki görüşünü sunacak. Bu görüş AKP’ye de gönderilecek. Daha sonra belirlenecek bir tarihte Yalçınkaya sözlü açıklama, AKP yetkilileri de sözlü savunma yapacaklar. Bütün bu sürecin ardından, davaya ilişkin bilgi, belgeleri toplayacak raportör esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Bu işlemler sürerken, gerek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı gerekse davalı AKP ek delil veya yazılı ek savunma verebilecek.
Raporun Anayasa Mahkemesi’nin 11 üyesine dağıtılmasının ardından, Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç bir toplantı günü belirleyecek, üyeler belirlenen günde biraya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacaklar.
AKP hakkındaki kapatma davasını, 11 kişiden oluşan Anayasa Mahkemesi heyeti karara bağlayacak. Asıl üyelerden herhangi birinin bulunmaması veya emekliye ayrılması halinde 4 yedek üyeden en kıdemlileri heyete katılacak. Anayasa’da son yapılan değişiklikle bir siyasi partinin kapatılmasına karar verilebilmesi için nitelikli çoğunluğun oyu aranacak. Buna göre, kapatma kararı için Anayasa Mahkemesi’nin 11 asıl üyesinin en az 7’sinin oyu gerekecek.
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Veli Küçük'ten TSK'ya dilekçe
Ergenekon kapsamında cezaevinde bulunan Veli Küçük Genelkurmay'a dilekçe verdi.
Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan emekli Tuğgeneral Veli Küçük, halen Kanada’da yaşayan gazeteci Tuncay Güney’ın 2001’deki ifadesinde yer alan "Veli Küçük Paşa ile Kuzey Irak’a silah götürdük. Bir bölümünü PKK’lı Cemil Bayık’a teslim ettik" iddiası üzerine Genelkurmay Başkanlığı’na başvurarak konuya ilişkin soruşturma açılmasını istedi.
Güney, dün bunu yalanladı ve silah götürülmesi için devletin kendisine ihtiyaç duymasının söz konusu olamayacağını söyledi.
ORDU BANA SORUŞTURMA AÇSIN
Hürriyet'ten Saygı Öztürk'ün haberine göre; Güney’in 2001 yılındaki iddialarının 12 Mart 2008'de bir gazetede (Yeni Şafak) manşetten yayımlanması üzerine Küçük, bir gün sonra Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliği’ne suç ihbarında bulundu ve kendisi hakkında soruşturma açılmasını istedi.
Küçük, dilekçesinde şunları yazdı:
HAYALİ ÖRGÜT
"Birtakım odaklar tarafından oluşturulan ’Hayali Ergenekon Örgütü’ ve bu konuda yapılan soruşturmadan ötürü 21 Ocak’tan bu yana haksız ve hukuksuz şekilde tutuklu bulunmaktayım. Sözü edilen ’Ergenekon’ diye bir örgüt olmadığı gibi, suçlanmış olduğum ’Hükümete isyan’a ilişkin tek bir eylemim ve faaliyetim de bulunmamaktadır. Amaç, şahsım üzerinden TSK’yı yıpratmaktır. Tuncay Güney isimli gazetecinin ifadesine dayanarak, görevde olduğum döneme ilişkin ciddi iddialar yer almıştır. Bu ifadelerde, ’Veli Küçük ile beraber olduğum dönemde, Doğu Perinçek’in referansıyla Aydınlık Dergisi’nin bazı muhabirleriyle Kuzey Irak’a gittik. Götürülen silahlardan 12 bini Barzani’ye, 12 bini Talabani’ye verildi. Talabani’ye verilen silahlardan 6 bini ayrılarak Binbaşı Tamer ve Talabani’nin adamları tarafından PKK’lı Cemil Bayık’a teslim edildi’ deniliyor. Bu son derece ciddi bir beyandır.
ÇİRKİN TEZGAH
Ordu ve şerefli mensupları üzerinden kurulmak istenen çirkin tezgahın ortaya çıkarılması için iddia edilen suça askeri kişiler karıştırıldığından, silahların ordu malı gibi bir mana verildiğinden, derhal soruşturma başlatılarak öncelikle ifademin en geniş şekilde alınmasına karar verilmesini arz ederim."
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan emekli Tuğgeneral Veli Küçük, halen Kanada’da yaşayan gazeteci Tuncay Güney’ın 2001’deki ifadesinde yer alan "Veli Küçük Paşa ile Kuzey Irak’a silah götürdük. Bir bölümünü PKK’lı Cemil Bayık’a teslim ettik" iddiası üzerine Genelkurmay Başkanlığı’na başvurarak konuya ilişkin soruşturma açılmasını istedi.
Güney, dün bunu yalanladı ve silah götürülmesi için devletin kendisine ihtiyaç duymasının söz konusu olamayacağını söyledi.
ORDU BANA SORUŞTURMA AÇSIN
Hürriyet'ten Saygı Öztürk'ün haberine göre; Güney’in 2001 yılındaki iddialarının 12 Mart 2008'de bir gazetede (Yeni Şafak) manşetten yayımlanması üzerine Küçük, bir gün sonra Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliği’ne suç ihbarında bulundu ve kendisi hakkında soruşturma açılmasını istedi.
Küçük, dilekçesinde şunları yazdı:
HAYALİ ÖRGÜT
"Birtakım odaklar tarafından oluşturulan ’Hayali Ergenekon Örgütü’ ve bu konuda yapılan soruşturmadan ötürü 21 Ocak’tan bu yana haksız ve hukuksuz şekilde tutuklu bulunmaktayım. Sözü edilen ’Ergenekon’ diye bir örgüt olmadığı gibi, suçlanmış olduğum ’Hükümete isyan’a ilişkin tek bir eylemim ve faaliyetim de bulunmamaktadır. Amaç, şahsım üzerinden TSK’yı yıpratmaktır. Tuncay Güney isimli gazetecinin ifadesine dayanarak, görevde olduğum döneme ilişkin ciddi iddialar yer almıştır. Bu ifadelerde, ’Veli Küçük ile beraber olduğum dönemde, Doğu Perinçek’in referansıyla Aydınlık Dergisi’nin bazı muhabirleriyle Kuzey Irak’a gittik. Götürülen silahlardan 12 bini Barzani’ye, 12 bini Talabani’ye verildi. Talabani’ye verilen silahlardan 6 bini ayrılarak Binbaşı Tamer ve Talabani’nin adamları tarafından PKK’lı Cemil Bayık’a teslim edildi’ deniliyor. Bu son derece ciddi bir beyandır.
ÇİRKİN TEZGAH
Ordu ve şerefli mensupları üzerinden kurulmak istenen çirkin tezgahın ortaya çıkarılması için iddia edilen suça askeri kişiler karıştırıldığından, silahların ordu malı gibi bir mana verildiğinden, derhal soruşturma başlatılarak öncelikle ifademin en geniş şekilde alınmasına karar verilmesini arz ederim."
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Yalan Haber Gazetesi
İşçi Partisi, ilk kez Taraf gazetesinde çıkan "İP Genel Merkezi'nde yargıtay krokisi" yalanını kanıtlarıyla açıkladı. İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Bedri Gültekin, "Kapatma davasından kurtuluş yolları arayan AKP, suç ve suçlu imal etmeye çalışıyor. Yaşananlar, emperyalizmle Türkiye arasında ölüm-kalım savaşıdır" dedi.
İşçi Partisi'nin internet sitesinde yayımlananan açıklamayı sunuyoruz:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianamede yasadışı eylemlerin odağı olduğu belirlenen AKP, iktidarını korumak amacıyla “suç” ve “suçlu” imal etme faaliyetini sürdürüyor.
Genel Başkanımız ve diğer arkadaşlarımızın tutuklanması ile birlikte iktidar yanlısı basın organlarında büyük bir tantanayla duyurulan, İşçi Partisi Genel Merkezi’nde Yargıtay’ın krokisinin bulunduğu iddiasının, nasıl bir komplonun ürünü olduğunu açığa çıkaracağımızı söylemiştik.
Çok fazla beklememize gerek kalmadı. Komployu açıklıyoruz. “Taraf” gazetesi komplonun aracı! Taraf Gazetesi, 24 Mart tarihli nüshasında “Yargıtay’ı vuracaklardı” manşeti ile verdiği haberinde İşçi Partisi Genel Merkezinde ele geçirildiğini iddia ettiği krokiyi yayınladı.
Kroki’nin Taraf gazetesinde yayınlanması, başlı başına sahnelenmekte olan komployu ortaya koyan yeterli bir kanıttır. Sanıkların bilmediği, sanık avukatlarının ulaşamadığı, hazırlık “soruşturmasının gizliliği” esasına göre başkalarının ulaşmasının mümkün olmadığı bir belge nasıl oluyor da Taraf gazetesinin eline geçiyor ve suçluluğun kesin kanıtıymış gibi yayınlanıyor?
Çok açık bir şekilde anlaşılmaktadır ki, yargı, emniyet ve basın içine sızmış olan bir Cumhuriyet ve Türkiye düşmanı Çete, faaliyetini fütursuzca sürdürmektedir.
Ama “hainler aptal olur”. Nitekim, fotokopisi yayınlanan bu kroki büyütülerek bakıldığı zaman bunun bir faks metni olduğu açıkça görülmektedir. Gönderildiği faksın numarası da okunuyor.
Bu numara “0312 4259976”dır. Faksın gönderildiği tarih ise “13 Mart 2008”. Yani İşçi Partisi’ne yapılan polis baskınının tam sekiz gün öncesi. Söz konusu faks numarası, Taraf gazetesini yayımlayan Alkım Gazeteciliğe aittir.
Numara Gazete’nin künyesinde de yer almaktadır. Komplo, komplocular tarafından itiraf edilmektedir.
Recep Tayip Erdoğan, son iki ay içinde yaptığı birçok konuşmada, Ergenekon soruşturmasında “yürütme ile yargının birlikte uyum içinde hareket ettiğini” söyleyerek aslında yargıya iktidar tarafından yapılan müdahaleyi itiraf etmiştir.
İktidar yanlısı medyada bu müdahalenin çok sayıda kanıtını neredeyse her gün okumaktayız.
Bize ulaşan bilgilere göre, emniyet ve yargı teşkilatı içine sızmış olan F tipi örgüt; bazı çete mensuplarıyla özel görüşmeler yapmakta ve bu çete mensuplarına tutarlı ve kararlı olarak ifade verdiklerinde “gizli tanık” olarak adlandırıp, bu şekilde “tutarlı ve kararlı” olarak verdikleri ifadelerinden dolayı, kendileri aleyhine açılmış ve açılacak davalarında yardımcı olunacağı vaadinde bulunmakta ve bu amaçla ikna etmeye çalışmaktadır.
Cumhuriyet ve Türkiye düşmanı Çetenin her türlü kanunsuzluğa başvurduğu ve başvurmaya devam edeceği anlaşılmaktadır.
Soruşturmayı yürüten yetkilileri uyarıyoruz: Bu tertiplere alet olmayınız!
Bundan 89 yıl önce İstanbul’da İngiliz emperyalistlerinin kurduğu Nemrut Mustafa Paşa Divanı, o günün yurtseverlerini uydurma belgeler ve yalancı tanıklarla idam etti, sürgüne yolladı ve hapse attı. Bugün de birileri, Washington ve Brüksel’den aldıkları emirler doğrultusunda Nemrut Mustafa Paşa Divanı olmaya soyunmuşlardır.
Amaçları yurtseverleri cezalandırmaktır. Amaç Türkiye’yi savunmayı suç haline getirmektir. Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde AKP’ye verilen görev budur. Ama Cumhuriyet Yargısı ve yurtsever cumhuriyetçi güçler, bu emperyalist saldırıyı boşa çıkaracaktır.
Bütün ilgilileri uyarıyoruz: Yargıtay Başsavcılığının gayrımeşru ilan ettiği bir Parti’nin tertiplerine alet olmayın! Kanunsuz emirleri dinlemeyin!
Cumhuriyet kazanacak, Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesinin görevlileri kaybedecektir!
www.haberinyeri.net
İşçi Partisi'nin internet sitesinde yayımlananan açıklamayı sunuyoruz:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianamede yasadışı eylemlerin odağı olduğu belirlenen AKP, iktidarını korumak amacıyla “suç” ve “suçlu” imal etme faaliyetini sürdürüyor.
Genel Başkanımız ve diğer arkadaşlarımızın tutuklanması ile birlikte iktidar yanlısı basın organlarında büyük bir tantanayla duyurulan, İşçi Partisi Genel Merkezi’nde Yargıtay’ın krokisinin bulunduğu iddiasının, nasıl bir komplonun ürünü olduğunu açığa çıkaracağımızı söylemiştik.
Çok fazla beklememize gerek kalmadı. Komployu açıklıyoruz. “Taraf” gazetesi komplonun aracı! Taraf Gazetesi, 24 Mart tarihli nüshasında “Yargıtay’ı vuracaklardı” manşeti ile verdiği haberinde İşçi Partisi Genel Merkezinde ele geçirildiğini iddia ettiği krokiyi yayınladı.
Kroki’nin Taraf gazetesinde yayınlanması, başlı başına sahnelenmekte olan komployu ortaya koyan yeterli bir kanıttır. Sanıkların bilmediği, sanık avukatlarının ulaşamadığı, hazırlık “soruşturmasının gizliliği” esasına göre başkalarının ulaşmasının mümkün olmadığı bir belge nasıl oluyor da Taraf gazetesinin eline geçiyor ve suçluluğun kesin kanıtıymış gibi yayınlanıyor?
Çok açık bir şekilde anlaşılmaktadır ki, yargı, emniyet ve basın içine sızmış olan bir Cumhuriyet ve Türkiye düşmanı Çete, faaliyetini fütursuzca sürdürmektedir.
Ama “hainler aptal olur”. Nitekim, fotokopisi yayınlanan bu kroki büyütülerek bakıldığı zaman bunun bir faks metni olduğu açıkça görülmektedir. Gönderildiği faksın numarası da okunuyor.
Bu numara “0312 4259976”dır. Faksın gönderildiği tarih ise “13 Mart 2008”. Yani İşçi Partisi’ne yapılan polis baskınının tam sekiz gün öncesi. Söz konusu faks numarası, Taraf gazetesini yayımlayan Alkım Gazeteciliğe aittir.
Numara Gazete’nin künyesinde de yer almaktadır. Komplo, komplocular tarafından itiraf edilmektedir.
Recep Tayip Erdoğan, son iki ay içinde yaptığı birçok konuşmada, Ergenekon soruşturmasında “yürütme ile yargının birlikte uyum içinde hareket ettiğini” söyleyerek aslında yargıya iktidar tarafından yapılan müdahaleyi itiraf etmiştir.
İktidar yanlısı medyada bu müdahalenin çok sayıda kanıtını neredeyse her gün okumaktayız.
Bize ulaşan bilgilere göre, emniyet ve yargı teşkilatı içine sızmış olan F tipi örgüt; bazı çete mensuplarıyla özel görüşmeler yapmakta ve bu çete mensuplarına tutarlı ve kararlı olarak ifade verdiklerinde “gizli tanık” olarak adlandırıp, bu şekilde “tutarlı ve kararlı” olarak verdikleri ifadelerinden dolayı, kendileri aleyhine açılmış ve açılacak davalarında yardımcı olunacağı vaadinde bulunmakta ve bu amaçla ikna etmeye çalışmaktadır.
Cumhuriyet ve Türkiye düşmanı Çetenin her türlü kanunsuzluğa başvurduğu ve başvurmaya devam edeceği anlaşılmaktadır.
Soruşturmayı yürüten yetkilileri uyarıyoruz: Bu tertiplere alet olmayınız!
Bundan 89 yıl önce İstanbul’da İngiliz emperyalistlerinin kurduğu Nemrut Mustafa Paşa Divanı, o günün yurtseverlerini uydurma belgeler ve yalancı tanıklarla idam etti, sürgüne yolladı ve hapse attı. Bugün de birileri, Washington ve Brüksel’den aldıkları emirler doğrultusunda Nemrut Mustafa Paşa Divanı olmaya soyunmuşlardır.
Amaçları yurtseverleri cezalandırmaktır. Amaç Türkiye’yi savunmayı suç haline getirmektir. Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde AKP’ye verilen görev budur. Ama Cumhuriyet Yargısı ve yurtsever cumhuriyetçi güçler, bu emperyalist saldırıyı boşa çıkaracaktır.
Bütün ilgilileri uyarıyoruz: Yargıtay Başsavcılığının gayrımeşru ilan ettiği bir Parti’nin tertiplerine alet olmayın! Kanunsuz emirleri dinlemeyin!
Cumhuriyet kazanacak, Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesinin görevlileri kaybedecektir!
www.haberinyeri.net
Kendini asan lider...
AKP işleri berbat edip bir çözüm aradığında, o çözüm nedense AKP’den önce MHP’nin aklına geliyor.
Bu bizim evde de böyledir.
İçinden çıkamadığımız bir sorun olduğunda ben "Aklıma çok güzel bir fikir geldi" derim.
Ve susup muhterem karımın yüzüne öyle bakarım.
O "Şöyle olabilir..." diye başlar.
Ve benim aklıma gelen fikri söyler.
(.......)
AKP içinden çıkılmaz bir noktaya geldiğinde, MHP yetişiyor; 367 sorununda, Cumhurbaşkanlığı seçiminde, türbanda...
Ve şimdi de AKP’yi kapatılmaktan kurtarmada.
*
AKP kendini kurtarmak için elbette çözüm arıyor.
İktidar partisi işleri berbat etti ve kapatılma tehlikesiyle burun buruna geldi.
Ama aklına bir çözüm gelmiyordu.
İşte o çözüm MHP’nin aklına geliverdi:
"Cumhuriyet rejimini yıkma suçu silahlı eyleme ve teröre bulaşmadığı sürece, parti kapatılamaz..."
(Bir siyasi parti aynı suçu; devleti için için ele geçirerek, takiye ve hile yaparak, Erbakan’ın işaret buyurduğu gibi "kansız" işlerse ne olacak?..)
Neyse...
Böylece AKP kurtulur mu?
Belki kurtuluyor...
*
Bence Devlet Bahçeli hata etti.
Bu geçtiğimiz seçimlerde MHP’li olmayan birçok seçmen, Devlet Bahçeli’ye oy vermişti.
Bahçeli o güveni iyi kullanabilirdi.
Merkez sağdaki büyük boşluk orada dururken, seçmen AKP’den kaçacak yer ararken ve insanlar kendisine güven duyarken, MHP’yi sağın büyük partisi yapabilirdi.
Ama bunu yapamadı.
Büyük tepkiler içinde, AKP’yi yerden yere vurup Türkiye’yi felakete sürüklemekle suçlamak, peşinden onların bile aklına gelmeyen çözümler üretip her seferinde AKP’ye koltuk değneği olmak...
Nedir bu?..
Bu ise; Bahçeli’nin aklına gelmeyen, ama benim aklıma gelen bir tanımdır:
"Kendini asan lider..."
Bekir Coşkun
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Bu bizim evde de böyledir.
İçinden çıkamadığımız bir sorun olduğunda ben "Aklıma çok güzel bir fikir geldi" derim.
Ve susup muhterem karımın yüzüne öyle bakarım.
O "Şöyle olabilir..." diye başlar.
Ve benim aklıma gelen fikri söyler.
(.......)
AKP içinden çıkılmaz bir noktaya geldiğinde, MHP yetişiyor; 367 sorununda, Cumhurbaşkanlığı seçiminde, türbanda...
Ve şimdi de AKP’yi kapatılmaktan kurtarmada.
*
AKP kendini kurtarmak için elbette çözüm arıyor.
İktidar partisi işleri berbat etti ve kapatılma tehlikesiyle burun buruna geldi.
Ama aklına bir çözüm gelmiyordu.
İşte o çözüm MHP’nin aklına geliverdi:
"Cumhuriyet rejimini yıkma suçu silahlı eyleme ve teröre bulaşmadığı sürece, parti kapatılamaz..."
(Bir siyasi parti aynı suçu; devleti için için ele geçirerek, takiye ve hile yaparak, Erbakan’ın işaret buyurduğu gibi "kansız" işlerse ne olacak?..)
Neyse...
Böylece AKP kurtulur mu?
Belki kurtuluyor...
*
Bence Devlet Bahçeli hata etti.
Bu geçtiğimiz seçimlerde MHP’li olmayan birçok seçmen, Devlet Bahçeli’ye oy vermişti.
Bahçeli o güveni iyi kullanabilirdi.
Merkez sağdaki büyük boşluk orada dururken, seçmen AKP’den kaçacak yer ararken ve insanlar kendisine güven duyarken, MHP’yi sağın büyük partisi yapabilirdi.
Ama bunu yapamadı.
Büyük tepkiler içinde, AKP’yi yerden yere vurup Türkiye’yi felakete sürüklemekle suçlamak, peşinden onların bile aklına gelmeyen çözümler üretip her seferinde AKP’ye koltuk değneği olmak...
Nedir bu?..
Bu ise; Bahçeli’nin aklına gelmeyen, ama benim aklıma gelen bir tanımdır:
"Kendini asan lider..."
Bekir Coşkun
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Turgut Kazan’dan Bakan’a: Dehşet içindeyim
ÜNLÜ hukukçu Avukat Turgut Kazan, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’e benim de altına imza atacağım bir dilekçe gönderdi.
Yıllarca İstanbul Barosu Başkanlığı yapan Kazan şöyle diyor:
"8 aydır ucu açık tutulan soruşturmada, Ceza Mahkemesi Kanunu’nun ifadeye çağırma, zorla getirme, yakalama ve aramaya ilişkin 145, 146, 98, 116, 118. maddelerini çiğneyerek, toplumda büyük korku ve dehşete yol açan, özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz hakkında soruşturma açılması gerekir."
Kazan söz konusu maddelerin savcılık tarafından da aynen uygulanmasının zorunlu olduğunu hatırlatıyor ve şöyle diyor:
"Konutlarda, işyerlerinde ’gece vakti arama yapılamayacağı’ kuralı temel kuraldır. 118. maddenin 2. fıkrası ’istisnaları’ göstermiştir. İstisnaların keyfi biçimde genişletilip ana kurala dönüştürülmesi mümkün değildir."
Kazan maddeleri de şöyle açıyor:
İfadesi alınacak veya sorgusu yapılacak kişi davetiye ile çağrılır, çağırma nedeni açıkça belirtilir, gelmezse zorla getirileceği yazılır. (Md. 145)
Hakkında tutuklama emri kararı verilmesi veya yakalama emri düzenlenmesi için yeterli nedenler bulunan veya 145. maddeye göre çağrıldığı halde gelmeyen şüpheli veya sanığın zorla getirilmesine karar verilebilir. (Md. 146/1)
Aşağıda belirtilen hallerde, herkes tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir.
a) Kişiye suçu işlerken rastlanması.
b) Suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçması olasılığının bulunması veya hemen kimliğini belirleme olanağının bulunmaması. (Md. 90/1)
Soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında, savcının istemi üzerine ... yakalama emri düzenlenebilir. (Md. 98/1)
Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa, şüphelinin... eşyası, konutu,... aranabilir. (Md. 116)
Konutta, işyerinde veya diğer kapalı yerlerde gece vaktinde arama yapılamaz. (Md. 118/1)
Suçüstü veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerle yakalanmış veya gözaltına alınmış olup da firar eden kişi veya tutuklu veya hükümlünün tekrar yakalanması amacıyla yapılan aramalarda, birinci fıkra hükmü uygulanmaz (Md. 118/2)
Evet, yasal kurallar bunlardır. Ama son olayda hepsi çiğnenmiştir. İlhan Selçuk’la yaşanan somut örnek, yasanın hiçe sayıldığını gösteriyor...
* * *
Sayın Bakan,
Çok iyi bilirsiniz ki, yargılama yasaları herkes için, özellikle suçsuzlar için güvencedir. Son olay bu güvenceyi yıktı. ’Geceleyin kapı çalınınca, sütçü gelmiştir diye uyanma hakkımız’ öldürüldü. Böyle demokrasi olmaz. Böyle hukuk devleti olmaz.
12 Eylül macerasında müşterek korkularımız oldu. Ama son uygulamada yaratılan dehşet 12 Eylül örneklerini aşmıştır. Bu nedenle (İlhan Selçuk için değil) şahsım ve yaşananlardan dehşete kapılmış insanlar için, size başvurmayı görev saydım.
Soruşturmanın 8 aydır ucu açık tutulması ve toplumsal olaylara denk dalga operasyonlara başvurulması, bu yönüyle makul sürenin aşılması ve adil yargılanma hakkının yaralanması bir yana, 160/2. madde uyarınca şüphelinin haklarını korumakla yükümlü olduğunu unutan ve temel kurallara aykırı davranan, özel yetkili savcı Zekeriya Öz hakkında, 2802 sayılı yasanın 82. maddesi uyarınca, soruşturma açılması gerektiğini düşünüyorum.
Yasal güvencelerin (halen) geçerli olduğu inancını tekrar canlandırabilmenin ve yaratılan korkuyu dağıtabilmenin başka yolu kalmadığını belirtiyor, durumu takdirlerinize sunuyorum."
Tufan Türenç
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Yıllarca İstanbul Barosu Başkanlığı yapan Kazan şöyle diyor:
"8 aydır ucu açık tutulan soruşturmada, Ceza Mahkemesi Kanunu’nun ifadeye çağırma, zorla getirme, yakalama ve aramaya ilişkin 145, 146, 98, 116, 118. maddelerini çiğneyerek, toplumda büyük korku ve dehşete yol açan, özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz hakkında soruşturma açılması gerekir."
Kazan söz konusu maddelerin savcılık tarafından da aynen uygulanmasının zorunlu olduğunu hatırlatıyor ve şöyle diyor:
"Konutlarda, işyerlerinde ’gece vakti arama yapılamayacağı’ kuralı temel kuraldır. 118. maddenin 2. fıkrası ’istisnaları’ göstermiştir. İstisnaların keyfi biçimde genişletilip ana kurala dönüştürülmesi mümkün değildir."
Kazan maddeleri de şöyle açıyor:
İfadesi alınacak veya sorgusu yapılacak kişi davetiye ile çağrılır, çağırma nedeni açıkça belirtilir, gelmezse zorla getirileceği yazılır. (Md. 145)
Hakkında tutuklama emri kararı verilmesi veya yakalama emri düzenlenmesi için yeterli nedenler bulunan veya 145. maddeye göre çağrıldığı halde gelmeyen şüpheli veya sanığın zorla getirilmesine karar verilebilir. (Md. 146/1)
Aşağıda belirtilen hallerde, herkes tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir.
a) Kişiye suçu işlerken rastlanması.
b) Suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçması olasılığının bulunması veya hemen kimliğini belirleme olanağının bulunmaması. (Md. 90/1)
Soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında, savcının istemi üzerine ... yakalama emri düzenlenebilir. (Md. 98/1)
Yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa, şüphelinin... eşyası, konutu,... aranabilir. (Md. 116)
Konutta, işyerinde veya diğer kapalı yerlerde gece vaktinde arama yapılamaz. (Md. 118/1)
Suçüstü veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerle yakalanmış veya gözaltına alınmış olup da firar eden kişi veya tutuklu veya hükümlünün tekrar yakalanması amacıyla yapılan aramalarda, birinci fıkra hükmü uygulanmaz (Md. 118/2)
Evet, yasal kurallar bunlardır. Ama son olayda hepsi çiğnenmiştir. İlhan Selçuk’la yaşanan somut örnek, yasanın hiçe sayıldığını gösteriyor...
* * *
Sayın Bakan,
Çok iyi bilirsiniz ki, yargılama yasaları herkes için, özellikle suçsuzlar için güvencedir. Son olay bu güvenceyi yıktı. ’Geceleyin kapı çalınınca, sütçü gelmiştir diye uyanma hakkımız’ öldürüldü. Böyle demokrasi olmaz. Böyle hukuk devleti olmaz.
12 Eylül macerasında müşterek korkularımız oldu. Ama son uygulamada yaratılan dehşet 12 Eylül örneklerini aşmıştır. Bu nedenle (İlhan Selçuk için değil) şahsım ve yaşananlardan dehşete kapılmış insanlar için, size başvurmayı görev saydım.
Soruşturmanın 8 aydır ucu açık tutulması ve toplumsal olaylara denk dalga operasyonlara başvurulması, bu yönüyle makul sürenin aşılması ve adil yargılanma hakkının yaralanması bir yana, 160/2. madde uyarınca şüphelinin haklarını korumakla yükümlü olduğunu unutan ve temel kurallara aykırı davranan, özel yetkili savcı Zekeriya Öz hakkında, 2802 sayılı yasanın 82. maddesi uyarınca, soruşturma açılması gerektiğini düşünüyorum.
Yasal güvencelerin (halen) geçerli olduğu inancını tekrar canlandırabilmenin ve yaratılan korkuyu dağıtabilmenin başka yolu kalmadığını belirtiyor, durumu takdirlerinize sunuyorum."
Tufan Türenç
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
