31 Aralık 2007 Pazartesi
Meşru zemin çağrısı
AKP den anayasa dayatması
AKP iktidarının, kamuoyundan gizli bir şekilde hazırladığı, devletin işleyişini temelden değiştirecek olan tartışmalı anayasa taslağını ocak ayının ilkyarısında kamuoyuna açıklaması bekleniyor. Hukukçular, uzlaşmaya dayalı bir toplumsal sözleşme olan anayasaların, yalnızca bir partinin "dayatmasıyla" değiştirilemeyeceğini vurguluyor.AKP iktidarı "siparişle" bazı öğretim üyelerine hazırlattığı anayasa taslağındaki son düzenlemeleri tamamladı. Taslak, kitapçık haline getirilmesi amacıyla basımevine gönderildi. Ocak ayının ilk yarısında açıklanması beklenen taslağın kamuoyu ile hangi gün paylaşılacağına ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan karar verecek.Erdoğan'ın talimatının ardından taslağı içeren kitapçıklar üniversitelerin hukuk fakültelerine, sivil toplum örgütlerine ve siyasi partilere gönderilecek. Hükümet, kamuoyundan gizleyerek hazırladığı taslağı, bu yasama yılında Meclis'ten geçirip, ağustos-eylül aylarında referanduma sunmayı planlıyor.'Göstermelik' söylemHazırladığı anayasa taslağını kamuoyunun tartışmasına açmaya hazırlanan iktidar, öte yandan uzlaşma söyleminin "göstermelik" olduğunu da çeşitli mesajlarla ortaya koyuyor. Geçen hafta katıldığı bir televizyon programında taslakla ilgili görüş ve eleştirilere açık olduklarını savunan Başbakan Erdoğan, "Ama şunu da bir kenara atamayız. Bugün diyelim ki bizler de 339 tane milletvekilim var. Bunlar da bu milletin vekilleri. Bunların da kanaati var, buna da saygı duyacaksın. Bunu bir kenara nasıl koyarsın" diyerek, dayatmacı tavırlarında ısrar edeceklerinin mesajını vermişti. ATaslağın en önemli yönünü üniversitelerdeki türban yasağının kaldırılması oluşturuyor.'Mutabakatla olmalı'Anayasa hukukçuları, uzlaşmaya dayalı toplumsal bir sözleşme olan anayasaların kurucu iktidarlar tarafından yapılabileceğini ya da yenilenebileceğini ifade ediyor. Gazetemizde yayımlanan yazısında, "1982 Anayasası'nda değiştirilebilme koşulları 175'inci maddede gösterilmiş, ancak bu anayasanın bütünüyle ortadan kaldırılabileceğine ilişkin bir yetki hiçbir organa tanınmamıştır" görüşünü ortaya koyan Onursal Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu 'nun, AKP'nin yeni anayasa girişimini sivil darbe olarak niteledi. "Anayasa Uzlaşma Platformu" da, yeni bir anayasa yapılacaksa, bunun en geniş toplumsal mutabakatla cumhuriyet kazanımlarını daha ileriye götürmek için yapılması gerektiğini bildirdi.
Tuzak
www.haberinyeri.net
Demokrat başbakan!
30 Aralık 2007 Pazar
Ermenistan'ın yeni istekleri''301’i at Sevr’i getir.''
Başbakan Erdoğan’ın, "Komisyon kuralım, arşivleri açalım" çağrısına yanıt için toplanan Ermenistan Meclis’si, uzlaşma bir yana, yeni ’talep’ler geldi. Türkiye’ye soykırım için 14.5 milyar dolar ’soykırım’ faturasının çıkarıldığı toplantıda, 301’inci maddenin kaldırılması ve sınırların Sevr anlaşmasıyla yeniden belirlenmesi istendi.
ERMENİSTAN ve Türkiye arasında ilişkilerin normalleşebilmesi için Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 15 Nisan 2005 tarihinde Ermenistan Devlet Başkanı Robert Koçaryan’a gönderdiği "Soykırım iddiaları hakkında tarihi komisyon kuralım. Arşivleri açalım" çağrısına yanıt Ermenistan Ulusal Meclisi’nden geldi. Noyan Topan, Arm İnfo, Mediamax, PanArmenia ajansları haberlerine göre 19-20 Aralık tarihleri arasında Ermenistan Meclisi "Türkiye ile ilişkiler" özel oturumunda uzlaşma arayışı bir yana, Türkiye’den yeni talepler anlamına gelen uzun vadeli hareket planı gündemi doldurdu. Oturumda konuşan Dış İlişkiler Komisyon Başkanı Armen Rustamyan şöyle dedi: "Bizim özel oturuma Türkiye’den uzman ve gazeteci de davet ettik. Ancak kimse gelmedi. Anlaşılan Ankara yönetimi gelmek isteyenleri önledi. Halbuki biz gelecek konuklara güvenlikleri konusunda tüm güvenceleri vermişti. Türkiye meclisinde benzer tartışma açılırsa biz katılmaya hazır olduğumuzu bildirdik. Türkiye’ye gidip aramızdaki meseleleri tartışmak için tek bir şartımız var. Ele alınacak konular Türkiye Anayasası 301. maddesi kapsamına girdiği için biz ancak bu madde kaldırıldıktan sonra Ankara’da görünebiliriz."
YENİDEN SINIR Oturumda aşırı uçlar da söz almayı ihmal etmedi. Taşnak Partisi Erivan büro şefi Kiro Manoyan, "Türkiye ile aramızdaki sınır çizgisi de yeniden belirlenmeli. Kars anlaşması bağımsız Ermenistan tarafından imzalanmadı. Sovyetler döneminden sonra bağımsızlığını kazanan Ermenistan bu yüzden temel olarak Sevr anlaşmasını görmekte. Bu anlaşmaya göre ise sınırlar çok farklı bölgeleri kapsıyor" dedi.
SOYKIRIM FATURASI Oturuma bağımsız uzman sıfatıyla katılan Ermenistan’ın eski Kanada Büyükelçisi Ara Papyan ise Türkiye’ye soykırım faturası çıkardı. "Ermeni ulusunun soykırım yıllarında maddi kayıpları" başlıklı rapor hazırlayan Papyan’a göre 1914-1919 yılları arası belgeler incelenerek hesaplar yapıldığında ortaya 19 milyar 130 milyon 982 bin Fransız frangı tutarında fatura çıkıyor. Birinci Dünya Savaşı yıllarındaki paranın değeri günümüzde dolara çevrildiğinde Ermenistan’ın Türkiye’den alacağı 14 milyar 500 milyon dolar olarak gösterildi.
Türkiye’nin 3 şartı kabul edilemez
Türkiye özel oturumuna Dışişleri Bakanı Vardan Oskanyan da katıldı, normal ilişki fırsatının Ankara tarafından SSBC’nin parçalandığı 1991 ve Türkiye’nin AB ile üyelik görüşmeleri (2003) süreci başlangıcında kaçırıldığını söyledi. "Türkiye bizden ne istiyor" sorusuna ise Oskanyan, "Yerine getirilemeyecek üç şart koşuyor. Birincisi sınırların şimdiki haliyle tanınması, ikincisi Karabağ sorununun Azerbaycan lehinde sonuçlandırılması, üçüncüsü de soykırım iddiamızdan vazgeçmemiz. Bu üç konuda Türkiye’nin bizden hukuki gerekçeler bir yana, ahlak değerleri açısından da talep etme hakkı yoktur" dedi.
www.haberinyeri.net
Benzin bidonu ile yakalandılar: 2 gözaltı
Fatih İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, devriye gezerken Aksaray Darüşafaka Caddesi'nde bir kamyoneti kundaklamak istedikleri öne sürülen 18 yaşındaki Y.Ç. ve 15 yaşındaki G.E. bir bidon benzinle yakalayarak gözaltına aldı.
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Deniz Kuvvetleri uçağı düştü: 4 ölü
Deniz Kuvvetleri sözcüsü Tuğamiral İskender, iki motorlu Nomad uçağının, Sabang adasından kalkışından 10 dakika sonra denize acil iniş yapmak istediği sırada düştüğünü belirtti.
Sözcü, uçaktaki 7 subayın arasında bir Donanma hava üssü komutanının da bulunduğunu söyledi.
Kurtarma görevlilerinin, kayıp subayları arama çalışmalarına başladığı kaydedildi.
Pilotun neden acil iniş yapmak istediği bilinmiyor.
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Kemalizm
Bunu yaparken gerçeklerden kaçmamak esas konu olmalı! Yolda 10 kişiye sorsak 9'u Kemalizm nedir bilmez. Nasıl bilsin ki? Lastik gibi heryere çekilen ideolojilerin ne yazık ki sonu bu oluyor.
Geçmiş yıllarda bir çok hatası olan, Abd'ye kulluk eden bazı partiler Ulusalcı kesime şirin görünmek için mutlaka Kemalizm kartını ortaya koyar, koyar koymasına da ne kadar inandırıcı olur?
Düşünebiliyor musunuz geçmişin Kemalist aydınlarından Uğur Mumcu'yu katledip şimdi de ulusalcıyız oyununu oynayan kişiler ne kadar da rahat hareket ediyorlar?
Adamları bilmesek "ne kadar ulusalcı insanlar" diyeceğiz neredeyse! İyi ki Ulusalcı kesimin zeka seviyesi yüksek yoksa durumlar daha da iç karartıcı olabilirdi.
Belki de esas sorun bu! "Ulusalcı kesimin zeka seviyesi" diyorum, peki ulusalcı gibi görünmeye çalışıp geçmişin kemalist katillerinin takkiyesini yapanları nasıl ayırt edeceğiz?
Önümüze gelen Ulusalcı oluyor, Kemalist oluyor, Kemalizm nedir diye sorunca da avarel edası ile yüzümüze bakıyor. Peki Kemalizm, bu bireylerin eline geçince sokaktaki, kemalizm nedir bilmeyen insanlara nasıl kızacağız?
Bahsettiğim kesimin Kemalist olma nedenleri de evlere şenlik! "Ne Mutlu Türküm diyene" cümlesini kendi ırkçılığı ile harmanlayıp önümüze sürmeye çalışanlar çok var. Adam anlamıyor ki Ne mutlu Türküm diyene cümlesinin manasını. "Ne Mutlu Türk Doğan'a" dememiş Mustafa Kemal, "Ne Mutlu Türküm diyene" demiş. Bu aradaki farkı anlayamayan bir beyin nasıl olur da kemalizm'e hizmet edebilir?
Ayrıca Liberal-Kemalistler de var, onlar da ayrı bir komedi. İngilizce konuşmayı marifet sanan, Ab'ye açık açık destek veren, Abd mandasına karşı Ab mandasını savunan, bunun üstünü de Kemalizm ile örten bireyleri de unutmamak gerek. Kemalizm sömürücüleri arasında bunların da hatırı sayılır bir sayısı var.
Hatta bu kişiler kendilerine ait görsel basın araçlarında 'Ab cicidir' programları ile Ulusalcıları kendi çirkin ve mide bulandırıcı takkiyelerine ortak etme çabasındalar, bana göre en tehlikeli takkiyeci bunlardır.
Darbe Kemalistleri de unutursak kendilerine haksızlık etmiş oluruz. Ne olursa olsun TSK'yı savunmayı Kemalistlik olarak şekillendiren, bilgi ve birikimden yoksun, dogmalar içerisine sıkışmış, bugünün mandacısı Akp'nin doğuş nedenini, ne olduğunu anlamaktan aciz bireylerdir kendileri! Onlar da kendi saçmalıklarını Kemalizm düşüncesi ile örtme derdinde.
Bu bahsettiğim oluşumların hepsi kendilerine "Kemalist" diyor, haliyle Kemalizm rahatlıkla hedef şaşabiliyor. Bunun önüne geçmeden "Kemalizm nedir ve nasıl insanlara benimsetilebilir" düşünülmesi gerek.
Kemalizm, geçmişin katillerini vatansever gösterme aracı değil.
Kemalizm, Abd'ye karşı Ab'yi savunup belli miktarlar karşısında 'Ab cicidir' programlarını yayınlatıp yapılan takkiyeyi şirin gösterme amacı da değil.
Kemalizm, ne olursa olsun Tsk'yı eleştirme, bildiri Akp'nin işine gelse de 'sen onu görmemezlikten gel' düşüncesi de değil.
Salt olarak olmasa da, doğuş nedeni ve samimi savunucuları her zaman sol olmuştur, bu gerçeği kimsenin saptırmaya gücü yetmez. Elimizde elle tutulur bir Kemalizm var, hiç olmaz ise onu kirletmeyin.
Kendi çıkarları için sizin var olma nedeniniz olan Kemalizm'i kullanmalarına ne izin verin ne de izinden gidin.
Yoksa "Kemalizm bitiyor" diye daha çok üzülür dururuz...
Cem Büyükçakır
www.haberinyeri.net
Değirmenin suyu nereden geliyor
Tarih sırasına göre dizilen yazıların bir araya gelmesiyle Türkiye üzerinde kurgulanan bir yapının fotoğrafı daha net ortaya çıkıyor. Hikmet Çetinkaya, kitabında sık sık söz ettiği Fethullah Gülen' in Amerika'da bir çiftlikte yaşarken nasıl 5 milyar dolara hükmettiğini ve kadrolarını devletin önemli mevkilerine nasıl yerleştirdiğini soruyor.
Gülen'in Kuzey Irak'taki faaliyetleriyle ilgili bölümler ise büyük ilgi çekiyor. Hikmet Çetinkaya, 1994'te Kuzey Irak'taki Kürt liderlerin, Türkiye ve ABD'nin desteğiyle Fethullahçıların Erbil ve Süleymani'de okullar açmasına göz yumduklarını anımsatarak bölgedeki projenin geçmişteki kökenlerine de ışık tutuyor ve "ABD'de eğitilen 'CIA Kürtleri' ve Fethullahçıların ABD'de eğitim gören 'CIA Nurcuları' el eleydi o tarihlerde" diyor. ABD'nin Irak'ı işgalini destekleyen Gülen'in yeni Vakıflar Yasası'nın Meclis'te kabulünün ardından ABD'deki Hartford Papaz Okulu'na 2 milyon dolar bağışladığını vurgulayan Çetinkaya, "Bu değirmenin suyu nereden geliyor" diye soruyor, bu bağışların ardından "dinlerarası diyalog, hoşgörü" adı altında Gülen'in Amerika ve Avrupa'da birçok konferansa davet edildiğini belirtiyor.
'Altın avcılarının' faaliyetleri
Kitap, Gülen'in faaliyetleriyle sınırlı kalmıyor. Çetinkaya, Ege ve Akdeniz'deki imar yağmasına, Allianoi ve Fırtına Vadisi'ndeki çevre, kültür katliamına da geniş yer ayırıyor. İmara açılan kıyı şeritlerinin kimlere peşkeş çekilmek istendiğine işaret eden Çetinkaya, büyük projenin üreticiler üzerindeki etkilerine de değiniyor.
Çetinkaya, "altın avcılarının" Türkiye'deki faaliyetlerinin üzerinde de ısrarla duruyor. Kaz Dağları'nda altın arama ruhsatı alan Koza İşletmeleri'nin ilişkilerini mercek altına alan Çetinkaya, bu firmanın Amerikalı ve Kanadalı şirketlerin taşeronu olduğunu iddia ediyor. Yazar, Koza'nın sahibi Akın İpek' in aynı zamanda Bugün gazetesinin sahibi ve Fethullahçı Samanyolu Okulları'nın da yönetim kurulu başkanı olduğunun altını çizerek buradaki dikkat çekici bağlantıları gün yüzüne çıkarıyor.
Çetinkaya, Işık Evleri'ndeki öğrencilerin anlatımlarını, yazın açılan Kuran kurslarındaki artışı, TRT, RTÜK gibi kurumlardaki dinci kadrolaşmayı, emniyet içindeki tarikat çekişmesi gibi konuları da kitaptaki birçok başlıkta irdeliyor.
ABD, AB ve onların işbirlikçileri...
Çetinkaya, Gülen aleyhine Türk basınında hiçbir yazı yayımlanmamasını da "Geri planda, ABD ve AB. Onların Türkiye'deki işbirlikçileri Soros çocukları... Karşı çıkabilirler mi?" diye değerlendiriyor. Çetinkaya bütün bu ilişkileri ise şöyle özetliyor: "Ulus devlet onları rahatsız ediyor. Mustafa Kemal' in adını duyduklarında tüyleri diken diken oluyor. Çokuluslu şirketlerle, IMF ve Dünya Bankası'yla iyi geçinip adım adım 'İslam devletine' doğru yürümek... Ulus devletin Kemalist devrimle kurulduğunu bildiklerinden bu kurumun işlevini yitirdiğini iddia ederek kimi döneklerle işbirliği yapıp kamuoyunu kandırıyorlar. Televizyon ekranları onlara sonuna dek açık... Gazeteler ellerinde... Soros Vakfı arkalarında... Ulus devleti aşıp AB'ye girecekler, ardından da 'İslam modeli' ni seçip, çağdaş olup demokrasiyi yaşam biçimi olarak görecekler... Hepsi yalan, hepsi palavra..."
Cumhuriyet
www.haberinyeri.net
DTP yerine getiriyor
Birkaç gün önce avukatlarıyla görüşen Öcalan, "tek devlet iki merkez" önerisini dile getirdiği açıklamasında, Kürt sorununun çözümü için " akil adamlar" heyeti oluşturularak PKK'nin silah bırakmasının sağlanabileceğini ileri sürmüştü. Bu heyetin başına da emekli Büyükelçi İlter Türkmen 'i öneren Abdullah Öcalan, "Onların belirleyeceği esaslar çerçevesinde silahlar bırakılabilir" görüşünü savunmuştu.
Birbiriyle örtüşen açıklamalar
Öcalan'ın bu açıklamalarının Fırat Haber Ajansı'nda yayımlandığı saatlerde, DTP Meclis grubunu olağanüstü toplayan Grup Başkanı Ahmet Türk , akademisyen, bilim adamları ve sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinden oluşacak bir "akil adamlar" heyetinin sorunun çözümüne önemli katkı sağlayacağını açıkladı. Türk, "Akil adamların bir araya gelip ortak yol bulduğu zaman sorunların aşılabileceğini düşünüyorum" dedi. Öcalan açıklamasında, "Ortadoğu Demokratik Konfederasyonu" önerisini yaşama geçirmek için Türk aydınlarına da çağrı yaparken, "Baharda halklarımıza dev bir demokratikleşme, kardeşlik, özgürlük adımı hediye edebiliriz" görüşüne yer verdi. Türk de grup konuşmasında, "Herkes operasyonun ne kadar gerekli olduğunu tartışıyor ancak 3-5 ay sonra operasyonun gerekli olmadığını tartışacak" diyerek, bahar aylarında yeni bir "açılımın gündeme gelebileceği" mesajını verdi. Öcalan'ın bu açıklamasında PKK'ye siyasal kimlik kazandırma çabası dikkat çekerken, DTP PM'nin birkaç gün önce açıkladığı sonuç bildirgesinde de PKK'yi "siyasal bir örgüt" olarak tanımladı.
Cumhuriyet
www.haberinyeri.net
Prof. Özcan'ı bakanlık soruşturacak
Memur Suçları Soruşturma Bürosu Cumhuriyet Savcısı Abbas Özden , Yükseköğretim Yasası uyarınca, YÖK Başkanı ve üyeleri ile üniversite rektörlerinin görevleriyle ilgili işledikleri suçlardan dolayı ilk soruşturmanın, Milli Eğitim Bakanı'nın başkanlığındaki bir toplantıda, YÖK üyelerinden teşkil edilecek en az üç kişilik bir kurulca yapılacağını belirterek "görevsizlik" kararı verdi.
Savcı Özden, gereğinin yapılması için evrakın, soruşturma yapmakla görevli ve yetkili olan Milli Eğitim Bakanlığı'na gönderilmesini kararlaştırdı. 18 Aralık'ta yayımlanan haberde, Özcan'ın Anayasa Mahkemesi'nin türban kararına uyulmayacağını açıkça belirttiği vurgulanmıştı.
Cumhuriyet
www.haberinyeri.net
Fetullah ve Diğerleri
- "Mevcudiyetimizi hissettirmeden çok ileri gitme, taa ilerilere gitme böyle can damarları içinde dolaşma ve sonra eğer dönülecekse; yarı alınmadan, hissedilmeden, dönüp geriye gelme meselesi..." diye sinsi hedefini özetleyen sözde din adamı kim?
- Eski liderden hangi lider oy uğruna sözde din adamına destek çıktı?
- Kim tüm düzenleri şeytani ilan etti?
- Alman istihbarının ülkesinde kol kanat gerdiği bölücü ve irticai yapılanmalar hangileri?
- Askerin terörle mücadelesini sabote etmeye çalışan kim?
- Deprem sonrası "Ama Salladı mı Çok Hoş Oluyor Ya" diyen sözde din adamı kim?
- Anayasal güçleri ele geçirene kadar sessiz olacağız diyen ABD kucağındaki din sömürücüsü kim?
- Gizlice örgütlenme dersi veren; bu dediklerimi kimseye demeyeceksiniz sıkı sıkı tembihleyen Amerikan çocugu din sömürücüsü kim?
www.haberinyeri.net
Erzincan'da 4.0 büyüklüğünde deprem
Boğaziçi Üniversitesi, Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nden alınan bilgiye göre, deprem bugün saat 16.05’te kaydedildi. Refahiye'ye 20 kilometre uzaklıkta ve Giresun sınırına yakın bölgedeki Çatalçam Köyü'nde meydana gelen deprem, hasara yol açmadı. Kaymakam Mehmet Makas, çevrede tarama yaptıklarını, depremin Refahiye de bile hissedilmediğini söyledi.
Hürriyet
| İstanbul'un Anadolu ve Avrupa yakalarındaki bazı semtlere 2 Ocak Çarşamba günü 36 saat süreyle su verilemeyecek. İSKİ'den yapılan açıklamaya göre, su kesintisi, Melen Suyunun Avrupa yakasına ulaşması için inşa edilen Boğaz Geçiş Hattının Küçükçamlıca-Salacak Ana İsale Hattına bağlantısı, Salacak Tesisleri'nde vana değişimi, Küçükçamlıca ve Battalgazi Su Haznelerinin debimetre montajları, Sarayburnu-Bahçelievler Ana İsale Hattında yapılacak olan bakım ve onarım çalışmaları nedeniyle uygulanacak. Bu kapsamda, 2 Ocak Çarşamba günü saat 08.00 ile Perşembe günü 20.00 saatleri arasında İstanbul'un Avrupa yakasında Bakırköy ilçesi Florya, Yeşilyurt, Yeşilköy haricindeki tüm bölgelere, Güngören ilçesi Merter, Haznedar ve Tozkoparan mahalleleri, Zeytinburnu ilçesinin tamamına, Fatih ilçesi sahil kesimi ve alçak kotlara, Eminönü ilçesinin tamamına, Beyoğlu, Beşiktaş ve Sarıyer ilçelerinin sahil kesimlerine, Bahçelievler ilçesinin Merkez Mahallesi ile Bahçelievler Ana Sağlığı ve Bakım Evi, Anadolu yakasında da Kadıköy ilçesinin tamamına, Üsküdar ilçesi Altunizade, Barbaros Mahallesi, Acıbadem, Zeynep Kamil ve üst kotların bir kısmına, Sultanbeyli ilçesi Battalgazi, Ahmet Yesevi, Turgut Reis, Mecidiye, Mimar Sinan mahalleleri ile Adil Mahallesi'nin bir kısmına su verilemeyecek. |
Hürriyet
www.haberinyeri.net
’Cihan’ı kaybettik...
Çok değerli bir at idi.
Duyarlıydı, tepkiliydi.
Saygıdeğerdi.
Yaşamında hiçbir işe yaramamış, bir kez olsun bu dünya için bir şey yapmamış olanlara karşın Cihan bize yararlı bir canlı olmanın yüceliğini kanıtladı.
Değerliydi.
Kendi payına düşen görevini yapmış birisiydi.
Gururluydu...
Mağrurdu...
Onu unutmayacağız.
*
Bir şey gözünüzden kaçtı mı:
Bizde genelde insanların canını sıkan hayvanları vururlar. Onun öyle yaratıldığını düşünmeden, masum ve suçsuz olup-olmadığına bakmadan götürüp öldürürler.
Cihan’ın sahipleri ona kızmadılar.
Kimse kızmadı.
Beklenmedik biçimde görevliler, yöneticiler, partililer, taraftarlar, hatta Başbakan’ın kendisi dahi Cihan’ı cezalandırmaya kalkmadılar.
*
Ama köpekler havladı diye mahkeme kararları ile (onları koruyan yasaya bakılmaksızın) evden atılıyor.
Kedi miyavladı diye...
Kuş balkon demirine çişini yaptı diye.
Ayı armudu yedi diye...
Ama Cihan’a son anına kadar iyi bakıldığını, asla kabahatliymiş gibi davranılmadığını anlatıyorlar.
*
O bir at idi.
O makamdan-mevkiden anlamaz, yalakalık bilmez, ihale-mihale kapmayı düşünmez, kimseye tatlı gözükmeye kalkmazdı.
Ya da; Başbakan’ın uçağına binmek gibi, Cumhurbaşkanı’nın sofrasına oturmak gibi hesapları, beklentileri yoktu, aziz ve değerli at Cihan’ın.
Dürüsttü...
Şirin gözükmek uğruna tepkisini hiçbir zaman saklamadı, yüreklice gerekeni yaptı.
Muhteremdi...
Saygıdeğerdi...
Onu unutmayacağız.
Bekir Coşkun
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Doğu tipi despotizm
Tarikat ve hurafelere teslim olmuş İslam özgür değildir. Özgür olmadığı için, akıldan uzaklara düştüğü için, demokratik düzen üretemez hale gelmiştir. Düzen hiyerarşisinin tepesinde Tanrı ve Peygamber değil despot tarikat şeyhi vardır.
Böyle bir ekolojik ortamda toplumsal yapılar (kurumlar ve kuruluşlar) ve referanslar İslamileştikçe demokrasi yok olur. Bunun en yakın ve somut örneği, Pakistan ve Malezya’da görülmektedir. Aynı yazgısal olgu AKP iktidarında görünür ve görülür olmakta.
Tarikat ve hurafelerin tutsağı olmuş İslam ve yapıları, Doğu tipi toplum, devlet ve hükümet üretir ve sonunda Doğu tipi despotizm kurulur.
UTANMAZ TARİHÇİLER
Türkiye Cumhuriyeti devleti ve toplumu, 1950’den bu yana, sağcı-muhafazakár-dinci iktidarlar sayesinde giderek Doğu tipi despotizme doğru yol almaktadır. Tarikat ahlakının üç önemli dayanağı vardır: Cihat, biat ve itaat!
Anayasa’nın 174. maddesinin koruması altında bulunan Devrim Yasaları’nın gerekçelerini okumadan Cumhuriyet’in Doğu despotizminin kaynaklarını kurutmayı amaçladığını anlayamayız. Mustafa Kemal, 30 Ağustos 1925 tarihinde Kastamonu’da yaptığı konuşmada tekke ve zaviyelerle ilgili olarak şunları söylüyordu:
"Ey efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat, uygarlık tarikatıdır. Uygarlığın emrettiğini ve istediğini yapmak insan olmak için yeterlidir!"
Cumhuriyet, 30 Kasım 1925 tarihli "Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasına Dair Kanun" ile feodalizme çok önemli darbeler indiriyordu. 1925 yılında TBMM’nin "Fesat kaynağı, hainane girişimlerin zemini" ilan ettiği tarikatlar, günümüzün utanmaz tarihçi ve sosyologları tarafından sivil toplum kuruluşu olarak yutturulmaktadır.
HEDEF DOĞULU TSK
Doğu despotizminin üç ayağı vardır: Dinlikten çıkmış din, feodal düzen ve ordu!
Ne var ki bu şablon 1923’ten bu yana Türkiye’de yürümüyor. Çünkü TSK, Doğu despotizminin buyruğunda değil, Cumhuriyet’e ve Devrim Yasaları’na bağlı. TSK, Doğu despotizminin dayanağı olmayı kabul etmediği için AB’ye ve demokratikleşmeye karşıymış gibi gösteriliyor. Oysa demokrasinin önündeki en büyük engel, feodal düzen ile tarikatların cihat, biat ve itaat ilkesi. Feodal düzen ve tarikatlar insanların bireyleşmesinin, bireylerin özgürleşmesinin, özgür bilinç ve irade sahibi olmasının önündeki en büyük engeldir. TSK, tarikatlar ve feodal düzen ile işbirliği yapmadığı için onu tasfiye etmeyi ve yerine Doğu despotizmine uygun bir TSK kurmayı hayal ediyorlar. Ve bu nedenle de imam hatip mezunlarını TSK’ya subay yapmak istiyorlar.
AĞIZDAKİ KİLİDİ KIRIN
2007’nin son yazısını Doğu despotizmine ayırdım. 2008 yılında bu konunun üzerinde daha çok duracağım. TSK, demokrasinin önündeki en büyük engel gibi gösteriliyor. Ama Doğu tipi despotizmin feodal ve tarikat ayakları yıkılmadan gerçek demokrasi asla kurulamaz.
Haysiyet sahibi gerçek tarihçiler ve sosyologlar, ağızlarındaki kilidi kırmalı artık!
Özdemir İnce
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Asgari ücret
Yoksulluk sınırı, 2.271 lira.
Kim diyor bunu?
Türk İş.
*
Ne oldu asgari ücret?
435 lira.
Kim imza attı buna?
Türk İş.
*
"Asgari ücret, insan onurunun gerektirdiği yaşam düzeyini karşılamıyor. Karın tokluğuna çalışmak için gereken gıda harcamasına bile yetmiyor."
Kim demişti bunu?
Türk İş.
*
"Başarılamayan bir olayı başardık... Asgari ücreti belirlemek için, hükümet, işveren ve işçi, ilk kez oybirliği ile karar aldık."
Bunu kim diyor?
Türk İş.
*
E bu durumda, bize diyecek laf bırakmıyor Türk İş.
*
Üstelik, laf söylemeye kalksak, hemen, "Memleketin eti ne, budu ne? Almanya kadar zengin ol, o zaman sen de Almanya kadar asgari ücret verirsin" diyorlar.
Diyorlar ama...
Türkiye’de asgari ücretin belirlendiği saatlerde, KKTC’de de asgari ücret toplantısı vardı mesela.
Kaç oldu orada?
1060 lira.
*
"Ana"vatan 435.
"Yavru"vatan 1060.
Hani et-but?
*
İyisi mi, "güvendikleri dağlara karlar yağan" işçi kardeşlerimize "kendi düşen ağlamaz" diyelim.
Zammın, 3 çeyrek bilet.
Belki de sana çıkar!
Hem zaten...
Her şeyi hükümetten bekleme.
"Devlet baba" vermedi, tamirhanedeki şöminenin önünde bekle, bakarsın "Noel baba" verir.
Yılmaz Özdil
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Yakın günler
Laik cumhuriyetin bittiği söyleniyor; ulus devletin tükendiği anlatılıyor; yeni bir anayasa ile son darbenin indirileceği konuşuluyor.
Hiç umurumda değil.
Bekliyorum.
Hem yeni yılı bekliyorum hem de önderim Kemal Atatürk 'ün verdiği buyruğu yerine getireceğim günün gelmesini bekliyorum.
Şu sıralar, Atatürk'ün Bursa Nutku'nu okuyorum.
Artık bu ülkenin polisinden, jandarmasından, ordusundan, yargısından medet ummuyorum. Polisin tarikatçıların eline geçtiğini biliyorum; jandarmanın İslamcı hükümetle çalıştığını biliyorum, ordunun ayrılıkçı teröre karşı emperyalist ülkelerle eşgüdüm içinde olduğunu biliyorum, yargının ele geçirilmeye çalışıldığını biliyorum ve önderim Kemal Atatürk'ün söylediği gibi bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır demiyorum.
Cumhuriyetin ve cumhuriyet devrimlerinin gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanıyorum, bunları benimsiyorum ve cumhuriyet devrimlerini güçsüz düşürecek kıpırtıların giderek patırdı haline dönüştüğünü görüyorum ve bu gidişin sonunda sanırım çok yakında çok büyük bir patlamanın yaşanacağını düşünüyorum.
Atatürk'ün emanetini çıplak elle koruyabilirim.
Elime taş alabilirim.
Sopa alabilirim.
Silahım olabilir.
Neyim varsa onunla, bana emanet edilen eseri, yani benim eserimi korumak için her şeyi yapmaya hazırlanıyorum. Polis, jandarma, ordu, yargı umurumda olmayabilir!
Beni tutuklayabilirler, yargılayabilirler, hapsedebilirler. Ama ben eserimi korumakta kararlıyım. Emperyalizmin uşaklarına, işbirlikçilere, mandacılara, yobazlara, tarikatçılara, bölücülere, demokrasi maskesi takmış sahtekârlara, özetle karşı devrimcilere koyun gibi boynumu uzatacak değilim.
Yeni yıla yeni umutlarla giriyorum.
Önderim Kemal Atatürk'ün 5 Şubat 1933'te Bursa'da verdiği buyruğu yerine getireceğim günlerin çok yakında olduğunu biliyorum. Bekliyorum.
YÖK Başkanı'na anayasaya sadakat dersi
AKP'NİN YÖK Başkanı yaptığı Yusuf Ziya Özcan 'a avukat Noyan Özkan 'ın gönderdiği mektuptan:
"Sayın Başkan, yeni görevinize atandıktan sonra verdiğiniz bir demeç üzerine üniversitelerde özellikle Anayasanın 24/son maddesini açıkça ihlal etmek suretiyle dini politikaya alet eden politikacılar tarafından sürdürülen 'türban' tartışması yeniden gündeme gelmiştir. YÖK Başkanlığı görevine gelmeden önce bu konuda elbette bir görüşünüz ve bu görüşünüzü kamuyla serbestçe paylaşma özgürlüğünüz mevcut idi. Ama anayasal bir kurum olan YÖK Başkanlığınızın başlangıcı ile durum ve statünüz şimdi ciddi biçimde değişmiştir. Talihsiz ve garip demecinizde 'türban yasağı'nı üniversite dışında konmuş bir yasak olarak niteliyor ve kendi kendine kalkacağını söylüyorsunuz. Genelde kamusal alanda ve özelde üniversitelerde 'dinsel siyasi simge' olarak kullanılan 'türban'la ilgili olarak Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi olayın siyasi, sosyolojik ve hukuki boyutlarını incelemiş ve anayasal laiklik ilksinin korunması gerekçesiyle dinsel siyasi simge türbanı üniversitelerde yasaklayan kararları vermişlerdir. Anayasanın ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ilgili maddelerine göre, YÖK Başkanlığı sıfatınız ve göreviniz nedeniyle anılan kararlar sizi de bağlamaktadır. Lütfen bundan sonra icraatınızı anayasaya sadakat ve hukukun üstünlüğü ilkesi ışığı altında yapmaya ve kamuya doğru mesajlar vermeye gayret ediniz."
Butto
Hasan Baş: "30 yıl önceki mini etekli fotoğrafı yayımlanan Benazir Butto öldürüldü. Aymazlar, gözünüzü açın!"
İmamlı
Necati Yıldırım: "Yeni atanan rektörün biri, 'Allah dininin reformu olmaz' demiş. Anlaşıldı; rektörlük değil, imamlık yapacak!"
Ek iş
Yaşar Şengel: "Ek iş olarak kamyonla kömür dağıtacak vali ve kaymakamlara ek ücret verilir mi acaba?"
Kantinci
Gülhan Elmas: "Ticarette başarılı olduğu halde askerlikte çürük raporu alan genç, başarılı bir 'kantin subayı' olma şansını harcamış demektir!"
Yağmur Ekim
Emeklinin satın alma gücü gerilemiş...
Olsun, emekli olma yaşı ilerledi ya!
- İmam hatiplere
para akıyormuş...
"Arka bahçeyi çapalıyorlar!"
Deniz Som
Cumhuriyet
www.haberinyeri.net
29 Aralık 2007 Cumartesi
İçimizdeki Pakistan...
"Bundan sonra Pakistan’ı kim yönetecek?" sorusuna kala kala iki yanıt kalıyor:
- Ya darbeciler...
- Ya dinciler...
Başka seçenek yok.
Bir millet; çağdaş önderlerine, aydınlarına, uygarlığa doğru koşmak isteyen öncülerine sahip çıkmazsa, hep böyle olur.
Bir milletin bağrı, sesini yükselten yurtseverlerin mezarlığına dönmüşse, başka seçeneği olmaz.
*
Acıdınız mı Pakistan’a ve Butto’ya?
Ben çok yandım.
Ama dönüp bize bir bakın:
Daha önceki gün Názım Hikmet’in bir yeni şiirini buldular tozlar arasından:
"Geldi dört güvercin
suda yıkanmak için.
Su mahpusane yatağındaydı
ve güneş
Güvercinlerin
gözünde, kanadında, kırmızı ayaklarındaydı..."
(.........)
Kaç aydınımızı yok ettik bombalarla, kurşunlarla, zindanlarda, sayabilir misiniz?..
Başbakanlarını da, onlara kızan gençlerini de asmış ülkenin Pakistan’la "kardeş" yazgısıdır bu.
Hele 37 aydınını bir otele doldurup yakma öyküsü var ki...
Pakistan’dan bin kat daha fazla yanarım.
*
İyi bakın:
Pakistan’la biz "kardeşiz" dostlar.
Yakın tarihimizde, anılarımızda ve beyinlerimizin yarısında bir gizli Pakistan vardır.
Pakistan medyasının, Pakistan aydınlarının, Pakistan gençliğinin, Pakistan sermayesinin, Pakistan halkının...
Kısacası, Pakistan’ın aydınlığa sahip çıkmamasının ağır ve acı faturasıdır bu.
Ve işte dün gazetelerde vardı:
"Pakistan’ı karanlık sardı..."
Bekir Coşkun
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Düşündüren öyküler
Nedenini şöyle açıklıyor: "Sakın ha kimse kitap falan yazdığımı sanmasın. Benim böyle bir kabiliyetim yok. Sadece okuduğum kitaplardaki öyküleri yıllarca topladım. Bu öykülerin her biri bana bir şey öğretti. Üzeyir Garih derdi ki; ’Senin ne bildiğin önemli değil. Kaç kişiye öğrettiğin önemli.’"
BİR BARDAK SÜT
Howard Kelly yoksul bir ailenin çocuğuydu. Kapı kapı dolaşarak bir şeyler satıyordu. O gün hiç satış yapamamıştı. Karnı açtı. Çalacağı ilk kapıdan yiyecek istemeye karar verdi.
Kapıyı genç bir kadın açtı. Howard utandı ve sadece bir bardak su isteyebildi. Kadın kocaman bir bardak süt getirdi. Çocuk sütü içti, teşekkür ettikten sonra "Borcum ne kadar?" diye sordu.
Genç kadın gülümseyerek, "Borcunuz yok. Annem bize yaptığımız iyiliğe karşı bir bedel almamamızı öğretti" dedi.
Howard bir kez daha teşekkür ederek gitti.
Yıllar sonra o genç kadın hastalandı. Onu büyük bir kentin hastanesine götürdüler. Kendisine Howard Kelly adlı genç bir doktor baktı.
Howard kadını hemen tanıdı. Yıllar önce kendisine süt veren kadındı bu. Ama belli etmedi. Onu tedavi etti ve iyileştirdi.
Kadının ödeyeceği fatura Dr. Kelly’nin önüne geldi.
Dr. Kelly bir not yazarak faturaya ekledi. Kadın faturayı nasıl ödeyeceğini kara kara düşünüyordu.
Zarfı açtı ve notu gördü. Káğıtta şunlar yazılıydı:
"Hastane giderlerinin tamamı bir bardak süt karşılığı ödenmiştir."
DELİKANLININ ADI
Bir delikanlı şiirlerini, o devrin en büyük yayıncılarından birine göstererek, "Bunları satmak istiyorum" dedi. Yayıncı şiirlere bakıp "Bunları basmam, çünkü hiçbiri beş para etmez" diye genci tersledi.
Delikanlı kendinden emin: "Yazık. Büyük bir serveti kaçırdınız. Çünkü ilerde yazacağım bütün eserlerin telif hakkını size satmak istiyordum."
Yıllar geçti o genç çok büyük bir yazar oldu. Adı da Victor Hugo idi.
VASİYET VE AKIL
Ölmek üzere olan yaşlı adam 3 oğluna vasiyetini açıkladı: "Size 17 deve bırakıyorum. Develerin yarısı büyük oğlum senin, üçte biri ortanca oğlum senin, dokuzda biri de küçük oğlum senin."
Babaları ölünce kardeşler toplanıp develeri vasiyete göre paylaşmak istediler ama başaramadılar.
Köyün bilgesine gittiler. Bilge çocukları dinledikten sonra "Benim bir devem var, onu da alıp yeniden hesap yapın" dedi.
18 deveyi önce ikiye böldüler, büyük 9 deveyi aldı. Üçe böldüler 6’sını ortaca oğlan aldı. Sonunda da 9’a böldüler 2 deveyi de küçük oğlan aldı.
Geriye bir deve kaldı. Çocuklar yine yaşlı bilgeye gittiler, "Biz bölüştük ama bir deve kaldı" dediler.
Bilge güldü. "İyi. Sorununuz çözüldüğüne göre ben de devemi alayım" dedi.
Dikran Masis’in yorumu: Deneyimli bilgeleri küçümseyenler bu öyküyü iki kez okusunlar.
FAKİR BİR GENÇ
Amerikan iç savaşından hemen önce bir genç bir çiftlikte iş buldu. Adı Jim olan çocuk o kadar çalışkandı ki kısa zamanda herkese kendini sevdirdi.
Bu arada çiflik sahibinin kızına áşık oldu. Bir gün cesaretini toplayıp patronuna kızıyla evlenmek istediğini söyledi. Adam "Senin gibi çulsuz ve şerefli bir soyadı olmayan birine kızımı vermem" diyerek Jim’i kovdu.
35 yıl sonra çiftliğin sahibi samanlığı yıkarken duvarda Jim’in kazıyarak yazdığı adını gördü: James A. Garfield.
O tarihte James A. Garfield ABD Başkanı’ydı.
Tufan Türenç
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Sorunlar mesele oluyor meseleler problem
Bu sözcüğü çok katı ve acımasız buluyormuş. Herkesin "sorun" olarak tanımladığı olay ve olguları benim "fesat" olarak tanımlamamı doğru bulmuyor. Acaba öyle mi?
* * *
SORUN: "Üzerinde düşünülmeye değen ve çözüm getirilmesi, olumlu ya da olumsuz bir sonuca ulaşılması gereken durum. / Güç iş. / Sıkıntı veren durum, dert. // (Felsefe) Bilimsel yöntemlerle çözülmek üzere ortaya atılan soru. / Çözümsüz kalan her türlü güçlük. // (Eşanlamlısı): Mesele/ Problem."
Örnek: Enerji sorunu, susuzluk sorunu, Ortadoğu sorunu, cinsel sorunlar, konut sorunu.
FESAT, FESAD: "Bozukluk / Arabozucunun yaptığı iş, arabozuculuk / kargaşa, düzensizlik // Fitne."
Türkçe (fesat) ve Osmanlıca (fesad) sözlüklerde, bu sözcüğün "komplo, entrika, dolap, suikast" anlamlarına pek değinilmiyor. Fransızcada, İngilizcede kullanılan "conspiration" sözcüğü "Hükümete karşı gizli fesat", "ortaklaşa entrika", "toplu dolap çevirmek" anlamına gelir: "Enerji fesadı", "BOP komplosu"...
* * *
Sorun insan iradesinin, bilincinin dışında da ortaya çıkabilir. GAP topraklarının bilinçsizce sulanmasının sonucu olarak ortaya çıkan toprak tuzlanması bir "sorun"dur. Ama bir grup insan, bir örgüt toprağın tuzlanmasını, çoraklaşmasını sağlamak amacıyla çiftçileri yanlış yönlendirirse, ortaya çıkan belki bir sorundur ama bu sorun bir komplo (entrika, fesat) sonucu ortaya çıkmıştır.
Bir otomobil mekanik eskime dolayısıyla fren sorunu yaşayabilir, ama frene özel amaçlı bir müdahale yapılmışsa bu artık bir sorun değil bir fesattır (komplodur, suikasttır).
Sanırım derdimi artık anlatmışımdır: Derdimi anlatmışsam anlaşmazlık sorunu ortadan kalkmıştır. Ama buna rağmen yanlış anlamakta, yorumlamakta direnenler varsa bu tavır "fesat" olarak tanımlanır.
* * *
Politik eleştiri’nin sözcük dağarında pek çok sözcük ve deyim vardır, epeycesi de Karl Marx tarafından üretilmiştir: Epigon, dönek, terörist, direniş, direnişçi, gerilla, asi, kurtuluş, kurtuluş ordusu, fesat, fesatçı, mürteci, işbirliği, işbirlikçi...
Bu sözcüklerden birinin yanlış kullanılması taraflar arasında sorun çıkartır. Bu sorunlar zaman zaman bu sözcükleri yanlış kullanan fesatçılar tarafından çıkartılır. Bu nedenle Türk-Ermeni sorunu, laik-antilaik sorunu, ayrılıkçı sorunu, Kıbrıs sorunu vardır. Ama Ermeni Soykırımı Fesadı, Kürtçü(lük) Fesadı, İslamcı Fesadı, Türban Fesadı, Kıbrıs Fesadı da vardır ve başka bir boyut ve düzlemde değerlendirilmeleri gerekir. Ben bu deyimleri kullanırım ama Ermeni fesadı, Yunan ve Rum fesadı, Kürt fesadı, İslam fesadı gibi fesat yaratacak deyişler ağzımdan ve kalemimden çıkmaz. Toplam olarak 3 bin sayfayı geçen kitaplarımda ırkçı ve ırkçılık kokan tek satır, tek dize yoktur.
Bu nedenle, bıraksınlar, fesat sözcüğünü ağız tadıyla kullanayım!
Özdemir İnce
Hürriyet
www.haberinyeri.net>
Dursun bize Uyar
Bakanların kankası.
Dursun Uyar hapse girdi...
Bana sorarsanız, haksızlık edildi.
*
Bakın, iki örnek vereyim size.
*
Biri, rahmetli Ecevit.
Hayali, Köykent Projesi’ydi.
30 yıl kafa yordu, en son başbakan oldu, "bu son fırsatım" dedi, pilot bölge seçti.
Neresi?
Ordu’nun 9 köyü.
Ne yaptı oralarda?
Eşek bile yürüyemiyordu, 160 kilometre yol yaptı, uçak indirirsin, 4’er şeritli.
İki bardak yağmur yağınca çoluk çocuk boğuluyorlardı, köprüler yaptı.
Zehirleniyorlardı, derelere akıtılan foseptikleri kapattı, kanalizasyon yaptı.
Karda kışta tulumba basıyorlardı, içme suyu şebekesi yaptı, her eve bağladı.
Telefon yoktu, bağladı.
Park yoktu, yaptı, 13 tane.
Yani?
Yani... Türkiye’de hiç kimseye faydası olmadıysa bile, bu 9 köye oldu.
Kaderlerini değiştirdi.
Sonra?
Sonra, seçim oldu.
1.200 seçmen vardı.
Kaç oy aldı biliyor musunuz?
4.
Rüyalarında bile göremeyeceklerini aldılar, günahlarını bile vermediler!
*
Öbür örnek...
"Davul tozu minare gölgesi holding"in sahibi, dini bütün bir arkadaş.
Zihin okuyan cihaz icat etti!
Topladı ahaliyi camiye, anlattı...
"Bu cihaz, beyinlerden geçen düşünceleri okuyor, yazıya döküyor, ama henüz tam geliştiremedik, şimdilik 72 saatlik okuyor."
Tam geliştirince ne olacakmış?
Onu da anlattı...
"Bu cihazı geliştirirsek, kainatta mevcut bulunan, uzaydaki Hazreti İsa’nın, Hazreti Muhammed’in hayatta yaşadığı ses dalgalarını alacağız, süzeceğiz, televizyonlarda canlı olarak yayınlayacağız."
Netice?
Bu projeye, 2 milyar Euro verdi ahali.
2 milyar Euro!
*
Şimdi ağlıyorlar...
Faizden vazgeçtiler, ödedikleri ana paranın uzaydan geri gelmesini bekliyorlar.
*
Lütfen bir daha okuyun...
Dursun’un suçu var mı?
Yılmaz Özdil
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Çanakkale 2. kez sallandı
Çanakkale'nin Ayvacık ilçesine bağlı Gülpınar beldesi açıklarında meydana gelen 4.7 büyüklüğündeki depremin ardından Ezine ilçesine bağlı Tavaklı iskelesi açıklarında da 3.3 büyüklüğünde ayrı bir deprem daha meydana geldi.
Yerin 4 kilometre derinliğindeki bu depremde de can ve mal kaybı yaşanmadı.
www.haberinyeri.net
Çanakkale'de deprem paniği
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü'nden alınan bilgiye göre, saat 23.14'te merkez üssü Ege Denizi Gülpınar açıkları olan 4.7 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi.
Deprem, Çanakkale'de panik yaşanmasına neden oldu. Bir çok insan, sarsıntı sebebiyle sokaklara fırladı.
www.haberinyeri.net
Üniversitelerde Gül değişimi
Yüksek Öğretim'in en tartışmalı konuları olan türban ve YÖK, Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmasının ardından yine gündemin ilk sırasına oturmaya başladı.
Daha önceki dönemlerde hem YÖK yönetimi hem de üniversite rektörleri türban ve Yüksek Öğretim Kurulu hakkında ağız birliği yapmıştı. Gül döneminde bu değişmeye başladı. Yeni atanan rektörler bu konular hakkında farklı bir dil kullanmaya başladı.
Gül'ün Teziç'in yerine atadığı yeni YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, türbanla ilgili bir soruya "Her türlü yasağa karşıyım" yanıtını verdi. Özcan'ın bu yanıtı türban yasağına karşı olduğu yönünde yorumlandı. Aynı yönde açıklamalar yeni atanan rektörlerden de gelmeye başladı.
İLK ÖRNEK BİLECİK ÜNİVERSİTESİ
Gül'ün Bilecik Üniversitesi Rektörlüğü'ne atadığı Prof. Dr. Azmi Özcan’ın İslam’da reformla ilgili yorumu dün en çok tartışma yaratan haberlerden biri oldu.
Özcan, Sakarya Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yaptığı dönemde, 30 Ocak 2006’da yazdığı, "İslam’da Protestanlaşma olmaz, çünkü..." başlıklı yazısında, çarpıcı yorumlarda bulunmuş. Özcan, Yahudilik ve Hıristiyanlık’ta reformun tarihi bir mecburiyet olduğunu, ancak İslam’da Protestanlaşmanın da, reformun da imkan dahilinde olmadığı ve tarihi açıdan da bunun mümkün olamayacağını savunmuştu:
"Bozulması da Allah’ın taahhüdüyle mümkün olmayacak bir dinin reforma ihtiyacı olamaz...İnanmamakta hürsünüz; ancak inanıyorsanız size intikal ettiği şekilde uygulamakla mükellefsiniz."
BUGÜN DE GALATASARAY REKTÖRÜ
YÖK Başkanı Özcan'ın görüşüne yine Gül tarafından Galatarasay Üniversitesi rektörlüğüne atanan Prof. Dr. Ethem Tolga'dan destek geldi. Tolga, türbanla ilgili bir soruya şu yanıtı verdi:
"Direkt türban olarak değil de, bireysel haklara ve insan haklarına önem veriyorum. Tabii hukuki zeminin de oluşturulması lazım. Hukukçuların konuyu tartışması lazım. Hukuki zeminin bence sağlamlaştırılması lazım."
Tolga YÖK'le ilgili ise şu yorumu yaptı: "Adı YÖK mü olur başka bir şey mi olur ama bir üst kuruluşa ihtiyaç var. Onun dışında üniversiteler serbest ve özgür olmalıdır."
Hürriyet
www.haberinyeri.net
28 Aralık 2007 Cuma
Mahkûmiyet...
Bekir Coşkun
Hürriyet
www.haberinyeri.net
Başbakan’ın sadaka dağıtan devlet modeli
Tufan Türenç
Hürriyet
www.haberinyeri.net
PKK’yı maaşa bağlamalı!
Özdemir İnce
www.haberinyeri.net
Ah Godiva, sen nelere kadirsin
- Limanlar satıldı.
- Ama Ülker de Godiva’yı aldı!
- Bankalar yabancıların oldu.
- İyi de, Godiva da Ülker’in oldu!
- Az daha Erdemir bile gidiyordu.
- Godiva geldi ya!
- Ne telefon kaldı, ne Petkim.
- Godiva’yı duymadın galiba!
- Bari nehirleri satmasalar...
- Bırak bu kafayı artık, yabancıya mal satmak kötü bir şey olsa, yabancılar Godiva’yı Ülker’e satar mı?
*
Gık diyoruz...
Lafı ağzımıza tıkıyorlar.
*
E şakır şakır "yabancıya satıldığımız" yolundaki "asılsız" iddiamız, böylesine güçlü bir argümanla çürütüldüğüne göre, "ulusalcı" olmanın bir manası yok artık...
Kafayı değiştiriyorum!
*
Teklifim şu...
*
Fransız Telekom’u versinler...
Biskrem’i verelim.
İngiliz limanlarını alalım.
Çokonat’ı satalım.
İspanya, bankalarını bize satsın.
Alsın Cola Turka’yı.
Alman, Erdemir’inden vazgeçsin...
Kekstra helali hoş olsun.
Amerikalıların kolesterolü yüksektir.
Versinler doğalgaz santrallarını...
Alsınlar Kalbim Benecol’ü.
*
Ben razıyım.
Yılmaz Özdil
Hürriyet
www.haberinyeri.net
27 Aralık 2007 Perşembe
Benazir Butto öldürüldü
Benazir Butto'nun, Ravalpindi'deki Liyakat Bağ meydanında yapılan mitingte konuşmasını bitirmesinin hemen ardından aracına bindiği sırada saldırganının Butto'ya ateş açtığı belirtildi. Benazir Butto, bazı kaynaklara göre boynu ve göğsünden, diğer bazı kaynaklara göre de başından yaralandı. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan Butto'nun, hemen ameliyata alındığı ancak kurtarılamadığı kaydedildi. İntihar saldırganının Butto'ya ateş açtıktan sonra üzerindeki bombaları patlatması sonucu, alanda bulunan yaklaşık 20 kişinin de öldüğü kaydedildi.
Miting alanındaki patlamanın hemen ardından gelen haberler, Butto'nun yara almadan kurtulduğu ve güvende olduğu yönündeydi. Parti yetkilileri, Butto'nun aracına bindiğini ve patlamanın olduğu noktanın 50 metre uzağında bulunduğunu aktarmıştı.
Saldırıdan yaklaşık yarım saat sonra ise Butto'nun önce ağır yaralandığı ve ameliyata alındığı bildirilmişti ancak daha sonra resmi kaynaklar, ölüm haberini doğruladı.
MÜŞERREF 3 GÜN YAS İLAN ETTİ
SON 9 AYDA PAKİSTAN'DA YAŞANANLAR
9 Mart 2007 - Devlet Başkanı Pervez Müşerref'in Yüksek Mahkeme Başkanı İftihar Çaudri'yi görevinden alması üzerine ülkenin çeşitli yerlerinde avukatlar ayağa kalktı. Müşerref'in popülaritesi giderek azalmaya başladı.
10 Temmuz - İslamabad'daki Lal Mescit'te toplanan dinci militanlara karşı askerler operasyon düzenledi, operasyonda 105 kişi öldü. Bunun ardından ülkede militanların saldırıları ve intihar saldırıları arttı.
20 Temmuz - Yüksek Mahkeme'nin Çaudri'yi görevine iade etme kararı Müşerref'in otoritesine bir darbe daha vurdu.
27 Temmuz - Müşerref ile Benazir Butto arasında Abu Dabi'de, ülkede sivillerin öncülüğündeki bir demokrasinin tesisi konusunda, sonuç alınamayan görüşmeler yapıldı. Butto görüşmede Müşerref'in genelkurmay başkanlığı görevinden ayrılmasını istedi.
10 Eylül - Eski başbakanlardan ve Butto'nun rakibi Navaz Şerif sürgünden ülkesine dönüşte, havalimanında gözaltına alınarak Suudi Arabistan'a gönderildi.
2 Ekim - Müşerref yönetimi, Butto'ya karşı yolsuzluk suçlamalarının düşürüleceğini açıklayarak Butto'nun gönüllü sürgünden dönmesinin yolunu açtı.
6 Ekim - Mecliste yapılan seçimde Müşerref yeniden devlet başkanı seçildi, ancak yüksek mahkeme seçimin meşruiyeti konusunda açıklama yapmayı erteledi.
19 Ekim - 8 yıllık sürgünden dönen Butto'nun konvoyuna Karaçi yolunda saldırı düzenlendi. Saldırıda 139 kişi öldü.
2 Kasım - Yüksek Mahkeme, genelkurmay başkanlığı görevini yürütürken Müşerref'in aynı zamanda devlet başkanı olup olamayacağı konusuna karar vermek üzere toplandı.
3 Kasım - Müşerref olağanüstü durum ilan etti ve binlerce muhalifle avukat gözaltına alındı.
11 Kasım - Müşerref, gelen baskılar üzerine seçimlerin 8 Ocak'ta yapılacağını açıkladı.
13 Kasım - Butto, olağanüstü duruma karşı gösteri düzenlemesinden saatler önce Lahor'da bir haftalığına ev hapsine alındı. Butto, Müşerref'in devlet başkanlığından ayrılması gerektiğini söyledi.
14 Kasım - Şerif, Butto ile birlikte çalışmaya hazır olduğunu açıkladı.
22 Kasım - Commonwealth, Pakistan'ın üyeliğini askıya aldı.
25 Kasım - Şerif sürgünden ülkesine döndü.
28 Kasım - Müşerref, ordu komutanlığını General Eşfak Kayani'ye bıraktı.
29 Kasım - Müşerref, sivil devlet başkanı olarak yemin etti.
30 Kasım - Butto, seçimleri boykot seçeneğini de açık bırakarak, genel seçim manifestosunu yayımladı.
9 Aralık - Şerif, seçimlere katılacağını açıkladı.
15 Aralık - Müşerref olağanüstü durumu kaldırdı.
27 Aralık - Butto, seçim kampanyası sırasında Ravalpindi'de düzenlenen saldırıda hayatını kaybetti.
Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref, Butto'un öldürülmesi dolayısıyla 3 gün yas ilan edildiğini açıkladı. Benazir Butto'un öldürülmesinin ardından televizyonda konuşma yapan Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref halkı sakin olmaya da çağırdı. Müşerref ancak bu sayede şeytani plan yapan teröristlerin yenilgiye uğratılacağını söyledi. Müşerref ayrıca başkent İslamabad'da olağanüstü toplandı düzenleyeceğini açıkladı.
Pakistan'ın eski başbakanlarından Navaz Şerif de Butto'nun intikamını hep birlikte yapacağız açıklamasında bulundu.
HALK EYLEM YAPIYOR
Müşerref halkı sakin olmaya çağırmasına rağmen ülkenin birçok bölgesinde protesto eylemleri yapılıyor.
Saldırının ardından Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref aleyhine de gösteriler devam ediyor.
Pakistan İçişleri Bakanlığı ise, milis kuvvetlerinin "kırmızı alarma" geçirildiğini açıkladı. Bakanlık açıklamasında, "kırmızı alarma" geçirilen milis kuvvetlerine güvenliği sağlama yetkisinin de verildiği belirtildi. Polis, halka evlerinden çıkmamaları için uyarıda bulundu.
BAKANLIK ÖLÜM HABERİNİ DOĞRULADI
Pakistan İçişleri Bakanlığı, eski başbakanlardan Benazir Butto'nun öldüğünü doğruladı. İçişleri Bakanlığı sözcüsü Cevad Şima, Butto'nun mitingde düzenlenen intihar saldırısında öldüğünü söyledi.
Butto'nun kaldırıldığı Ravalpindi Hastanesinde bulunan, Butto'nun lideri olduğu Pakistan Halk Partisinden Vasıf Ali Han, Butto'nun yerel saatle 18.16'da öldüğünü açıkladı. Bu arada Pakistan Halk Partisinden bir diğer yetkili Rahman Melik, partisinin Ravalpindi'deki mitinginde saldırıya uğrayan Butto için "Şehit oldu" ifadesini kullandı.
ÖLÜMDEN KILPAYI KURTULMUŞTU
Pakistan eski başbakanlarından Benazir Butto, 8 yıllık sürgün hayatının ardından döndüğü ülkesi Pakistan'da saldırıya uğramıştı. Ülkesindeki daha ilk gününde intihar saldırısıyla öldürülmeye çalışılan Pakistan eski başbakanı Benazir Butto, birkaç dakikalık fark sayesinde hayatta kalmıştı. Saldırıda 139 kişi hayatını kaybetmiş, 200'ün üzerinde kişi da yaralanmıştı.
Hürriyet
www.haberinyeri.net
